Sadece Stoktakiler

Türkçe Edebiyat

Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi

Zaman Kaybından Ölen Kadının Hikâyesi’nde Ali İpek, çocukluğunda başına gelen trajik bir olayın travmasını ömür boyu yaşayan, gerçek ile sanrı arasındaki sınırda kaybolan, üzerindeki baskılardan ve yakasını bırakmayan yalnızlığından usanıp kendine hayalî bir eş yaratan Saniye Hanım’ın gizemle örülü hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Baykuşlar gerçekten uğursuzluk getirirler mi?

Lojman

“Karnımızdan, gövdemizden aşıp hayata bulaşan bir şey var! Renkli, parlak, akışkan, her yere girebilen bir şey. Kulaklarımızı çınlatan dedikodular yok, sürüp giden uğultular var. Fırtınaların biriktirdiği kum tepeleri, çöl çiçekleri ve satranç... Bunlar yok. Tuvaletler var, sidikler, cam güzelleri, kemirgenler, kazıcılar, didikleyenler, salınanlar, cıva var. Kalbim yok, gırtlağım var. Fizik yok, alegori var. Ritim yok, atış var. Hap var, satanik bir kavga var. Silahlı kumpas var. Patlayan tabanlar, düğünler ve elektro bağlama var. Biz yokuz, tolerans var, mezarlıklar var. Sayfalar, ulu camiler, gözeler yok. Cyberpunk var, pornpolitik var, hicret var. Sıcak su kabarcıkları, volkanik, tektonik kayaçlar yok. Düğümlenmeler, acılı serumlar, metan gazı ve sitrik asit yok. İslimler ve kükürt var. Kayısı kasaları, yarılmış yanaklar, soğuk iklim, miraç ve torso var. Alışmak, tutmak, yapışmak var. Emmek var. Fibula var, tibia yok, skapula yok! Una batırılmış incirler, sütü yara yapan bitkiler, kaşınan cilt, kokulu mendiller, tuvalet küfürleri, unutmak var.”

Sus

Hande Ortaç, Sus’ta dijital zorbalığın karanlık ve hınç dolu odalarından kadınların görünmez kılınan hayatlarına sarsıcı bir köprü kurarken, günümüz Türkiyesi’nin nefes alış verişini, klavye tıkırtılarını her satırda hissettiriyor.

Mualla

Günay Çetao Kızılırmak, bir yasın izini sürerken hayat ile ölüm arasındaki çizginin ne kadar silik olduğunu hatırlatıyor. Kahramanımız, ölüme bir başlangıç ya da bir son anlamı yüklemeden; ablası Mualla’nın çocukluk, gençlik ve evlilik yıllarını, koşar adım intihara sürüklendiği günleri ve ardından tutulan yasın ağır zamanlarını, bir bütünün parçaları gibi görüp yan yana getiriyor. Hissetmenin de anlamak kadar önemli olduğunun her an farkında... Bir rüyanın, bir hayalin adı Mualla.

Kırkikindiler Bittiğinde

Kırkikindiler Bittiğinde, sevgiye aç bir adamın umarsız yalnızlığının, hüsranla biten aşklarının, babasıyla bir ömür süren husumetinin, edebiyata olan tutkusunun, evini paylaştığı kedilerinin anlatıldığı, yükte hafif pahada ağır bir roman.

Bir İntihar Çok Ölüm

Esra Kahya, kambur bir kadının intiharı sonrasında ortaya saçılan sırlarla sarsılan “acayip” bir ailenin trajikomik hikâyesini anlatırken, kendine özgü üslubunun tüm zenginliklerini sergiliyor.

Baksan Herkes İyi

Baksan Herkes İyi’de, 1990’lı yıllarda, zamanın ağır adımlarla ilerlediği, herkesin birbirini tanıdığı ama kimsenin birbirini gerçekten görmediği bir nahiyede sessizliğin yerini gittikçe artan uğultular almaya başlıyor. Hırs, intikam, öfke, bir çember olup etrafı sarıyor ve sonunda bir okul müdürü, bir jandarma komutanı ve hırslı bir müteahhitin yolları, telafisi imkânsız bir trajedide kesişiyor. Özgür Çırak, taşranın puslu havasında yankılanan sarsıcı bir insan panoraması sunuyor.

Şarap İskelesi Sokak

Kumkapı Trio’dan tanıdığımız müzisyen Ferhat’ı, bir gazeteciyi, bir avukatı ve asırlık koca çınar Nermin Bekirzade’yi bir kaçış planına ortak eden şey sizce ne olabilir? Şarap İskelesi Sokak, “Gezi” zamanı toza dumana bulanmış İstanbul sokaklarından Odessa’ya uzanan, muamma yüklü bir roman... Engin Barış Kalkan başka bir yerin pekâlâ mümkün olduğuna inanan, dört benzemez insandan müteşekkil bir avantür anlatıyor.

öylesine bir sevgili

öylesine bir sevgili, gerçekle mitin, bedenle öfkenin, aşkla yok edişin iç içe geçtiği bir eşik, gotik ve radikal bir roman.

Rüzgâr, Yokuş, Failatün Failün
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'nun 30. senesi hatırına işgüzar bir deneme

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku sesiyle, rengiyle, büsbütün kendine has o havasıyla edebiyatımızın kült romanlarından biri. İlhami Algör, bu sefer “gelecek denilen o yerden” bakarak, otuz yıl önce bu romanı kaleme almış “yazarla” konuşuyor. Birlikte kitaptaki güzergâhı takiple İtalyan Yokuşu’ndan inerek Tophane, Galata istikametinde yürüyorlar. Bazen inatlaşıyor, bazen birbirlerini anlamaya çalışıyorlar. Aşk, sevgi, duygular, zamanın ruhu başlıca meseleleri. Dert etmeyi de karmaşık düğümleri çözmeye çalışmayı da seviyorlar.

Her Şey Normalmiş Gibi

Farklı dünyalardan iki insan: Arda ve Lora. Onları zorlu bir ilişkinin ana karakterleri yapan şey ne olabilir? Tesadüf mü, yoksa ikisinin de varoluş hikâyesinde saklı bir sebep mi? Her Şey Normalmiş Gibi’de genç bir adamın gözünden bakıyoruz yaşadığımız kaotik günlere. Onunla birlikte hem sevdiği kadını tanımaya ve anlamaya çalışıyoruz hem de son dönemin siyasi ve toplumsal atmosferini yeniden gözden geçiriyoruz.

Çıplak Kalabiliriz

Melike Koçak, bazen bir gölgeye bazen sessizliğe dönüşen hikâyeler anlatıyor. Görünenin, aşikâr olanın yerine sezilenin peşine düşüyor. Başa ve sona hapsolmak yerine, boşluğun belirsizliğinde salınıyor. Öykülerinin gücü de buradan geliyor; okurunu metnin içine katıyor, sisi aralamak için çabalamasını istiyor. Çıplak Kalabiliriz, çağımıza, çağımızın hayatı vasatlaştıran kabullerine itirazlardan oluşan bir ses.

Geçici Manzara

Dikkate alınmaması gereken alarmlar, ilaçlanması gereken böcekler, düzeltilmesi gereken yamuk zeminler, bir sabah uyandığında manzarası değişenler, yorumlanamayan rüyalar, biriken çöpler, önemli toplantılar, önemsiz kanamalar, asit yağmurları, akvaryumlar, kafesler, daireler ve betonla kuşatılmış şehrin sanki hem içinde hem de dışında soluk alan hayvanlar... Hakan Bıçakcı’dan Geçici Manzara. Çoğunlukla tuhaf, şimdilik yeni öyküler.

#eşrefimahlukat

Songül Öden, hayat koşturmacasının gürültüsünde yitirdiğimiz ince sızıları, ansızın beliriveren anıları, insanın kalbini sıkıştıran o tanıdık endişeleri ve en saf haliyle aşkı fısıldıyor öykülerinde. Sevginin, hüznün, heyecanın, bitimsiz korkuların bizi biz yapan asıl hisler olduğunu gösteriyor, her şeyin bu hislerden ibaret olduğunu... Üstelik kendine has anlatımı ve diliyle duygulu, coşkulu, içten, hayal gücünü tüm renkleriyle yansıtan, büyülü ve gerçekçi bir dünya kuruyor...

Babil Değirmenleri ve Öteki Rüyalar

Babil Değirmenleri ve Öteki Rüyalar, hatırlamak ile unutmanın, var olmak ile yok olmanın, endişe ile kabullenmenin arasında gidip gelen öyküler...

Kiraz Çiçeği Kolonyası

Kiraz Çiçeği Kolonyası, bozkırın ortasında bir tutam yeşilliğin, dostluğun, iyiliğin ve saf sevginin kalpleri ısıtacak romanı... Mustafa Çiftci ödüller aldığı öykü kitaplarından sonra ilk defa bir romana hayat veriyor.

Karanlığın İcadı

Karanlığın İcadı’nı okurken lineer zaman akışından uzaklaşıyoruz. Bir girdabın içinde yol alıyor ve sonunda birbirinden eşsiz felaket manzaralarına ulaşıyoruz... Özlem Dikeçligil’in büyüklü küçüklü kıyametlerle örülü edebi evreni bizi bir sarmal gibi içine çekiyor. Bazen korkudan, bazen acıdan, bazen de öfkeden nefesimiz kesilir gibi olsa da sonuna dek merakla ve hayranlıkla okuyoruz her bir öyküsünü.

Leylekler Aşklar Söylentiler

Sedef Betil, ressam kahramanı Emine’den yola çıkarak bir ailenin 1920’den 2020’ye uzanan hikâyesini anlatıyor. Bir yandan memlekette olup bitenleri de göz ardı etmeden. Leylekler Aşklar Söylentiler, hayatın türlü türlü hallerine dair bir roman, ne kadar alışık olursak olalım hep yeniymiş gibi şaşırtan hallerine...

Daire

Kansu Oğuz Canbek absürt, sert ve yer yer mizahi bir dille hikâyeler anlatıyor. Artık tek bir canlının bile yaşamadığı şehirler, tuhaf işlerin peşinden koşa koşa tuhaflaşan insanlar, devletle üstü kapalı bir biçimde yaşanan münakaşalar…

Sur Kenti Hikâyeleri

Ali Ayçil Sur Kenti Hikâyeleri’nde, birbirinden bağımsız gibi dursa da karakterlerinin diğerlerinin hayatlarına bir şekilde etki ettiği, birbiriyle akraba öyküler anlatıyor... Bilinmez bir diyar gibi duran Sur Kenti’ne ve halkına yakından bakarken, ifritler, gözbağcılar, at hırsızları, hancılar, seyyahlar, nakkaşlar ve hassas ruhlarla örülü yarı masalsı bir evrenin kapılarını aralıyor…

Elia

Yılmaz Şener, ütopya ile distopya arasında gidip gelen bir dünya yaratıyor. Sıradan insanların hayatlarının bir anda nasıl allak bullak olabileceğini; gücün, baskının parmağını değdiği yerde yarattığı mutsuzluğu anlatıyor.

Aşklar ve Hayaletler

Ayşe Burçak Aşklar ve Hayaletler’de, alışılmadık öykü karakterleri yaratıyor, onların iç dünyalarına sızıp iyi ve kötü arasındaki geçişkenlikleri, gri alanları keşfetmemizi sağlıyor. Örneğin, bir caninin dahi zihnine sızıp bakış açısını ortaya seriyor. Ya da “masum” görünenin bile ne denli acımasızlaşabileceğini gösteriyor... Hiçbir şeyin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını usulca hatırlatıyor bizlere.

Dünyadan Sonra Bir Yer

Yelina Tayfur, Dünyadan Sonra Bir Yer’de ziyaretçilerin, yolcuların, misafirlerin, yabancıların, yok sayılanların, unutulanların, bekleyenlerin yaşamlarından kesitler sunuyor. Yalnızlığa yazgılı sıradan insanların hüsranlarını ve hayallerini, boş vermişliklerini ve ısrarlı arayışlarını, kırılgan heyecanlarını ve derin korkularını kayda geçiriyor. Genellikle yenilgiye mahkûm bu varoluş halinin eziciliğini anlatırken, her şeye rağmen yaşama tutunan bu insanların güçlü bir direniş ve dayanışma ihtimalini canlı tuttuklarını da satır aralarında fısıldıyor...

Uzun Süren Bir Gece Şafağa Kavuşurken

Fırat Güllü, Uzun Süren Bir Gece Şafağa Kavuşurken'de geçmişin peşinde koşan bir hikâye anlatırken, geçmiş ile bugünün aslında nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyuyor. Hayata, hatırlamaya, tarihin -ve talihin!- oyunlarına, aile bağlarına, aşka ve direnişe dair bir roman...