Kazaklar
Çeviri
Leyla Soykut

ISBN
9789750517877

2. baskı - Aralık 2016
283 sayfa
21,50 TL




Kazaklar

Lev Nikolayeviç Tolstoy

Tolstoy’un yarı otobiyografik kitaplarından biri olan Kazaklar, bir aşk hikâyesi olduğu kadar, yazarın hayatı boyunca medeniyetle yaşayacağı gelgitli ilişkinin de öyküsü.

Leyla Soykut çevirisi,
Edward Wasiolen’in önsözü,
Viktor Şklovski’nin sonsözüyle,
Yazar ve dönem kronolojisiyle,

Tolstoy’un yarı otobiyografik kitaplarından biri olan Kazaklar, bir aşk hikâyesi olduğu kadar, yazarın hayatı boyunca medeniyetle yaşayacağı gelgitli ilişkinin de öyküsü.

Tolstoy’un 1852’de başladığı ama on yıl boyunca tamamlanamayan Kazaklar, genç ve zengin Olenin’in Moskova hayatından bıkarak Rus ordusuna yazılması ve Kafkaslar’da ücra bir köye gönderilmesiyle başlar. Burada Kazakların ve Çeçenlerin kaba kuvvetine hayran kalır, bir Kazakla sözlü olan Maryana adında bir kadına âşık olur. Tolstoy’un Kafkaslar’da yirmi bir yaşında genç bir asker olarak deneyimlerini hikâyeleştirdiği, Puşkin ve Rousseau gibi ustalarına bir selam niteliğinde olan bu roman, büyüleyici doğa tasvirlerini yazarın sade ama ihtişamlı diliyle birleştiriyor.


“Kazaklar’da Tolstoy, şok etkisi yaratan zekâsını sergiliyor. Tolstoy’u okuduktan sonra Rus yazarlarının derin psikolojik yaklaşımından ders almamız, yazarlık yeteneklerimizi bu yönde geliştirmemiz gerektiğini hissediyorum.”

Kitaptan bir bölüm okumak için tıklayın.
Kitabın Adı
Kazaklar
ISBN
9789750517877
Orijinal Adı
Казаки
Fiyat
21,50 TL
Kapak
Franz Alekseyeviç Roubaud, “Nehri Geçen Kazaklar”, 1892
Yayın No
İletişim - 1394
Dizi No
İletişim Klasikleri - 43
Alan
Klasik Dünya Edebiyatı
Sayfa Sayısı
283 sayfa
En
130 mm
Boy
195 mm
Ağırlık
244 gr
Baskı
2. baskı - Aralık 2016 (1. baskı - Temmuz 2015)
Yazar
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Çeviren
Leyla Soykut
Dizi Yayın Yönetmeni
Murat Belge
Yayına Hazırlayan
Emrah Serdan, Güneş Akkor
Önsöz
Edward Wasiolek
Önsözü Çeviren
Barış Özkul
Sonsöz
Viktor Şklovski
Sonsözü Çeviren
Barış Özkul
Kapak
Suat Aysu
Uygulama
Hüsnü Abbas
Düzelti
Emre Bayın, Beyza Altay
Baskı ve Cilt
Sena Ofset

Lev Nikolayeviç Tolstoy

9 Eylül 1828’de Moskova yakınlarında bulunan Tula’daki Yasnaya Polyana Malikanesi’nde zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İki yaşında annesini, dokuz yaşında babasını kaybetti ve akrabaları tarafından yetiştirildi. 1844’te Kazan Üniversitesi’ne girdi fakat resmî eğitime duyduğu tepkiyle 1847’de Yasnaya Polyana’ya geri dönerek kendi kendisini yetiştirmeye karar verdi. 1852’de orduya katıldı ve burada boş zamanlarında yazmaya başladı. 1857’ye kadar Çocukluk, İlkgençlik ve Gençlik adlarında üç ciltlik otobiyografik romanını tamamladı. 1854’te Kırım Savaşı’na katılan Tolstoy, buradaki tecrübelerinden yola çıkarak Sivastopol’u kaleme aldı. 1857’de Fransa, İtalya ve İsviçre’yi kapsayan ilk Avrupa seyahatine çıktı ve eğitim kurumlarıyla ilgili bilgi topladı. Rusya’ya dönüşünde köylü çocuklar için bir okul açtı. 1859’da Aile Mutluluğu adlı romanını yazdı. 1860’ta tekrar Avrupa gezisine çıktı ve Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya’da eğitim kurumlarıyla ilgili araştırmasını derinleştirdi. Bu dönemde kendine ait ahlâk felsefesi de biçimlenmeye başlamıştı. 1862’de Sofya Andreyevna Behrs’le evlendi. 1863’te yazmaya başladığı ve başyapıtı olarak kabul edilen Savaş ve Barış’ı 1869’da tamamladı. Romanın başarısından cesaretle, 1873 ila 1877 arasında ikinci büyük romanı Anna Karenina’yı yazdı. 1880’den itibaren devlete ve kiliseye ağır eleştiriler yönelteceği kitaplar yazmaya başladı ve Tolstoyculuk düşüncesinin yapıtaşlarını oluşturdu. 1886’da İvan İlyiç’in Ölümü’nü, 1889’da Kroyçer Sonat’ı yayımladı. 1895’te Efendi ile Uşağı’nı yazdı. Aynı yıl Kilise’ye ağır eleştiriler yönelttiği son büyük romanı Diriliş’i yazmaya başladı; 1899’da yayımlanan roman, Rus Ortodoks Kilisesi’nden aforoz edilmesine sebep oldu. Son romanı Hacı Murat’ı 1896’da yazmaya başladı; 1904’te tamamlayacağı eser, ancak ölümünden sonra yayımlanacaktı. Tolstoy 1900’den sonra zamanının çoğunu din, toplum, ahlâk, sanat konularındaki görüşlerini anlatan yazılar yazmaya ayırdı. Bu dönemde, yazar kimliğinin yanı sıra ruhani ve ahlâki bir lider olarak da ün saldı. Hayatı ile fikirleri arasında tutarlılık sağlamak amacıyla, giderek daha sade bir yaşam sürmeye başladı. Önce içkiyi ve tütünü bırakıp köylüler gibi giyinmeye başladı, ardından ölümünden sonra mal varlığını köylülere bırakmaya karar verdi. Mülkiyet konusundaki radikal fikirleri nedeniyle ailesiyle, özellikle de karısıyla arası açıldı. Bu anlaşmazlık, son yıllarını gitgide artan bir psikolojik sıkıntı içinde geçirmesine sebep oldu. 1910 sonbaharında içinde bulunduğu şartlara daha fazla dayanamayarak küçük kızını ve doktorunu yanına alıp evi terk etti ve bir süre sonra, 20 Kasım’da Astapovo’da zatürreeden öldü. Cenazesi iki gün sonra, binlerce kişinin katıldığı bir törenle Yasnaya Polyana’da defnedildi.