Francis Scott Key Fitzgerald

1896’da Minnesota’ya bağlı Saint Paul’da, İrlanda asıllı bir annenin ve İngiliz asıllı bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğunu New York’a bağlı Buffalo ve Syracuse’da geçirdi. Koyu Katolik olan anne babasının tercihi doğrultusunda ilk ve orta öğrenimini Katolik okullarında tamamladı. Bu dönemde parlak zekâsıyla ve edebiyata olan düşkünlüğüyle akranları arasından sıyrıldı. 1908’de babası işini kaybedince, aile Minnesota’ya geri döndü. 1913’te Princeton Üniversitesi’ne girdi. Yazar olmaya karar veren Fitzgerald, üniversite yıllarını edebi yeteneğini geliştirmeye adadı. 1917’de Birinci Dünya Savaşı’na katılmak üzere eğitimini yarıda bıraktı. Montgomery’de asteğmen olarak görev yaptığı sırada, Alabama Yüksek Mahkemesi hâkiminin kızı olan ve Fitzgerald’ın Montgomery çevrelerinin “altın kızı” dediği Zelda Sayre ile tanıştı ve âşık oldu. 1918’de savaş sona erince, reklamcılık alanında kariyer yapmak üzere New York’a yerleşti. Zelda’yı evliliğe razı edebilmek için bir yandan reklamcılık yaparken, diğer yandan kısa öyküler yazarak dergilerde yayımladı. 1920’de ilk romanı Cennetin Bu Yakası yayımlandı ve yılın en sevilen romanları arasına girdi. Bu başarının ardından Zelda evlilik teklifini kabul etti ve çift, St. Patrick Katedrali’nde evlendi. Ertesi yıl çiftin ilk ve tek çocuğu olan Frances Scott dünyaya geldi. Zelda ile evlilikleri alkolizmin, psikolojik sorunların, ayrılıp barışmaların gölgesi altında uzun yıllar sürecekti. Fitzgerald 20’li yıllar boyunca Avrupa’ya birçok seyahat yaptı ve özellikle Paris ve Fransız Rivyerası’nda bulundu. 1925’te bugün başyapıtı sayılan Muhteşem Gatsby’yi yayımladı ancak roman beklediği ilgiyi görmedi. Bu hayal kırıklığı, geçim sıkıntısıyla ve Zelda’nın giderek bozulan sağlığının yarattığı üzüntüyle birleşince, Fitzgerald alkole yöneldi. Zelda 1932’de şizofreni teşhisiyle hastaneye kaldırıldı ve tedavi altına alındı. 1934’te Fitzgerald’ın üzerinde yıllarca çalışıp tamamlayabildiği Sevecendir Gece yayımlandı. Bu roman da, tıpkı Muhteşem Gatsby gibi okurun ve eleştirmenlerin ilgisizliğiyle karşılaştı. Fitzgerald 1937’de Hollywood’a taşındı ve Metro-Goldwyn-Mayer film şirketinde çalışmaya başladı. Bu dönemde, alkol sorunu, sağlığını tehdit edecek derecede arttı. Geçirdiği kalp krizinin ardından doktorunun tavsiyesiyle daha sakin bir yaşam sürmeye karar verdi. Ancak 1940 yılında geçirdiği ikinci kalp krizinin ardından, kırk dört yaşında hayatını kaybetti. Cenazesi yirmi-otuz kişilik bir topluluğun katıldığı törenle, Maryland’deki Rockville Mezarlığı’na defnedildi. Hayatı boyunca büyük düşlerin peşinde koşan ve bu düşlerin yıkılışını gören Fitzgerald, eserlerinde iki dünya savaşı arasındaki kuşağın, “yitik kuşak” denen genç insanların dramlarını konu edindi ve evrensel bir tema yaratmayı başardı.