#yakın tarih Etiketindeki Kitaplar
"Ta Ezelden Taşkındır..."
Antep
Büyük yazar Orhan Kemal, “Antep” denince aklına her şeyden önce kırmızı ve yeşilin geldiğini yazmış: “Toprağı kıpkırmızı, üstündeki bitki yemyeşil…” Onunla beraber tabii fıstık gelirmiş aklına… siyah üzüm… cartlak kebabı, sarımsak kebabı… rakı, şarap… Ve tabii “Gazi” adını getiren “kahramanlık”… Çağrışımları, imgeleri, mitleri bol, renkli bir yer Antep. Mehmet Nuri Gültekin’in hazırladığı elinizdeki derleme, Antep’in çok renkli, çok cepheli kimliğinin hakkını veriyor.
Mülkten Ülkeye
Türkiye’de Taşra İdaresinin Dönüşümü (1839-1929)
Türkiye’nin devlet yapısında merkeziyetçilik meselesi uzun süredir tartışma gündeminde. Bu merkeziyetçi yönetim yapısı nasıl biçimlendi? Bu bir “gelenek” midir? Yukarıdan aşağı bir modernizm hamlesinin “yapay” bir sonucu mudur? Cenk Reyhan ve Nizam Önen, 1839’dan 1929’a uzanan kritik geçiş döneminde Türkiye’de taşra idaresinin dönüşümünü ele alan çalışmalarında, bu soruların yüzeysel ve kolaycı olmayan cevaplarını arıyorlar.
Moskova-Ankara-Londra Üçgeninde
İştirakiyuncular, Komünistler ve Paşa Hazretleri
Topu topu bir yıllık bir zaman dilimi: 1920 ilkbaharından, 1921 ilkbaharına kadar... Bu kısa sürede, bu dar zamanda, “Yeni Türkiye”nin iç politik sahnesi, Londra’nın ve Moskova’nın etkileri altında nasıl biçimlendi? Emel Akal’ın kılı kırk yaran araştırması bu soruya ışık tutuyor.
Anadoluculuk ve Tek Parti CHP'de Sağ Kanat
Turancılığa da Osmanlı’ya da sırt çeviren, milletin ve vatanın özü olarak sadece ve sadece Anadolu’yu gören Anadoluculuk, erken Cumhuriyet döneminin biraz kenarda köşede kalan bir düşünce akımıydı. Siyasette yer tutamadılar, buna karşılık entelektüel alanda küçümsenmeyecek bir mesaileri oldu, kadrolaştılar.
"Özgürüm Ama Mecburiyet Var"
Diyarbakırlı ve Muğlalı Gençler Anlatıyor
Leyla Neyzi ve Haydar Darıcı, Diyarbakırlı ve Muğlalı gençlerle yaptıkları derinlemesine söyleşilerde, birbirini anlamanın haritasını seriyorlar önümüze. Önyargıların, kaygıların, öfkelerin, kitlenmelerin ama aynı zamanda empatinin, dostluğun, alış verişin haritası…
Memleket Kitabevi
“Tansiyon aleti soranlar, pil soranlar gibi dikilirler kapıda –ellerinde dantel: ‘Dantele fotokopi çekiyor musunuz?’ (…) Dantelden fotokopi çekmediğimizi söyleriz mecburen… Kimi de sorar: ‘Kitap var mı?’ Döner, dükkâna, yerdeki, tezgâhtaki, raflardaki bütün kitaba ağır çekimle bakarız (ben bakarım), umarız (ben umarım) ki soran da bizimle (benimle) bakar, bakar da cümlesini düzeltir. Öyle olmaz. Duymadığımızı sanıp yeniden sorar çoğu: ‘Kitap var mı?’
"Türk'ün Büyük, Biçare Irkı"
Türk Yurdu’nda Milliyetçiliğin Esasları (1911-1916)
Buradaki patetik satırlar, 1915 yılında Türk Yurdu dergisinde yayımlanan bir yazıdan. Dönemin hınçla, intikam hissiyle ve ölüm-kalım şiddetinde bir azimkârlıkla yüklü milliyetçi kalkışma ruhunu yansıtıyor.1911-1916 yıllarında, yani Balkan Savaşları ile Dünya Savaşı arasındaki teyakkuz döneminde Türk Yurdu dergisini mercek altına alan bu çalışmada Ümit Kurt, Türk milliyetçiliğinin oluşumundaki ırkçı damarı ortaya koyuyor.
Nâzım'ın Macar Toprağı
Sovyetler Birliği’nden Macaristan’a yaptığı geziler, Nâzım Hikmet için bir ferahlama fırsatı olmuştu her zaman. Hem “Macar Toprağı”nı çok sevmiş, sanki biraz “memleket havası” bulmuştu; 1955’te bir radyo mülakatında şöyle diyordu: “Macar insanları benim insanlarıma daha benziyor. Onun için Macaristan’a geldiğim zaman, biraz da memleketimin güzelliğini, hayırlı günlerini görür gibi oluyorum.”
Türk Devrimi ve İstikbali
Türkiye’nin toplumsal ve siyasal değişim tarihinde ihmal edilmeyecek önemde bir olaydır 1908 Devrimi. Bu devrim, ilk aylarında, Osmanlı İmparatorluğu’nun çoketnili yapısıyla yaşamaya devam edebileceği ümidini de yaratmıştı. Elinizdeki kitap, sonradan boşa çıkan bu ümidin o sıralar nasıl güçlü bir ihtimal olarak algılanabildiğine tanıklık ediyor.
Qurzeli Usiv'in 70 Yılı
Bingöl’ün Kiğı ilçesine bağlı Hop köyünün Qurze mezrasında başlayan, küçük yaşlardan itibaren Dersim’in (Tunceli) Kızılkilise’sinde (Nazımiye) devam eden uzun ve acılı bir hayatın hikâyesi…
Particiler
Türkiye’de Partiler ve Sosyal Ağların İnşası
"Partici”, kimdir Türkiye’de? Bu ‘işe’ nasıl girer? Hangi toplumsal tabandan gelir, nasıl sosyalleşir? Ailenin, cinsiyetin, etnik ve dinsel bağların, hemşerilik ilişkilerinin, eğitim düzeyinin, meslekî konumun, kuşağın ve yaşın politik kariyere etkisi nedir? Siyasal partiler, merkezde ve taşrada, nasıl işlerler? Partiler neyle ‘döner’, partilerin ve politikacıların finansman ilişkileri nasıl kurulur?
Kafsinkaf
Türkiye’nin görkemli semt kulüplerinden biri, Karşıyaka. Ama kendi başına bir şehir, bir vilayet olma iddiasında bir semt bu: Kendisine İzmir’den ayrı bir plaka numarası biçen (otuz beş buçuk)... İzmir içre İzmir’den ırak, ”post-İzmirli” bir yer...Aynı zamanda Türkiye’nin en eski, köklü kulüplerinden biri, Karşıyaka Spor Kulübü (KSK). Osmanlıca kısaltması adı kadar meşhur: Kafsinkaf.
Kızıl Feministler
Bir Sözlü Tarih Çalışması
Birleşmiş Milletler 1975 yılını Dünya Kadın Yılı ilan etti. Aynı yılın Haziran ayında İstanbul’da Çeliktepe’de bir gecekonduda İlerici Kadınlar Derneği isminde bir dernek faaliyete geçti. Bu dernek üç yıl sonra Uzunköprü’den Van’a, Samsun’dan Adana’ya kadar şubeleri olan kitlesel bir kadın örgütüne dönüştü. Kuruluşundan beş yıl sonraki bilanço: 12.000 üye, 33 şube, 35 temsilcilik, son sayısı 35.000 basılan bir dergi: Kadınların Sesi...
Trabzon'da Futbolun Toplumsal Tarihi
Mektepliler, Münevverler, Meraklılar
“Trabzon şehri spor ibtilası geçiriyor. İstanbul’da dans ibtilası, Ankara’da ud, Trabzon’da futbol… Bunlar birer hastalık gibi yakaladıkları adamın yakasını bırakmıyorlar. Trabzon’da mahalle aralarında, ta Kavak Meydanı’na kadar ne kadar meydan, cami havlisi, bahçe varsa birkaç çocuk toplanmış! – Gol gol diye bağırıyor. Hele şu hafta tatilinin işsiz bir sürü halkının Kavak meydanına doğru toplanması bu ibtilayı azdırdı. Şimdi herkeste bir spor heyecanı var.”
İki Tarafta Evlat Acısı
Türkiye’de yakınlarını silahlı çatışmalarda yitirmiş binlerce aile var. Onların acısı, “Kürt sorunu”, “terör” gibi resmî sözlere sığmıyor. Herkes onların duygularından söz etse de, bu duygular politikaya pek nüfuz edemiyor. Çatışmalarda hayatını kaybetmiş askerlerin ve PKK militanlarının aileleri, Kürt meselesini nasıl değerlendiriyor, kimlerden çözüm bekliyorlar?
Zaman İçinde Bediüzzaman
O, hem derviş kıyafetini giyip Bağdat yollarına düşen Molla Said hem Kürt kimliğinin dönem içerisinde önde gelen isimlerinden Said-i Kürdi. Kimilerince “üstad”, kimilerince “gerici”. Bediüzzaman, Molla Said, Said-i Kürdi, “üstad” veya bilinen ismiyle Said Nursi.
Atatürk Heykelleri
Kült, Estetik, Siyaset
Türkiye’de heykel dendiği zaman, en azından “halk arasında”, esasen Atatürk heykeli anlaşılır. Atatürk heykelleri, ülkede heykel estetiğini belirleyen baskın unsur niteliğini taşıyor. Bu heykeller, aynı zamanda kamusal mekânlara nizam veriyor, kentin merkezini belirliyorlar.
"M. K." Adlı Çocuğun Tehcir Anıları
1915 ve Sonrası
9 yaşında tehcire uğrayan Adanalı Ermeni Manuel Kırkyaşaryan, tüyler ürperten yaşam öyküsünü anlatıyor. İki gün içinde annesini de babasını da kaybedişini, etrafındaki herkesin öldürülüşünü, bir tür esir pazarında satılışını, evlatlık gittiği evlerden kaça kaça, on yıl dolana dolana sonunda hayatta kalan akrabalarını buluşunu...“Benim ismim M.K.” diye söze başlayan Manuel Usta’nın anlattıkları insanı ürpertiyor.
Overdose Türkiye
Türkiye'de Eroin Kaçakçılığı, Bağımlılığı ve Politikalar
Türkiye’nin uyuşturucuyla ilişkisi, genellikle hep ‘dolaylı’ bir ilişki olarak konu edildi: 1970’lerde haşhaş ekiminin yasaklanması ve uluslararası eroin ticaretinin önemli bir transit yolu olması dolayısıyla... Peki, 1930’ların ortasında İstanbul’da eroin üreten üç fabrika bulunduğunu... Bu işletmelerin yönetim kurullarında dönemin saygın isimlerinin yer aldığını... Türkiye’nin o dönemde bu fabrikalar nedeniyle büyük bir uluslararası baskıya maruz kaldığını biliyor muydunuz?
Lice’den Paris’e Anılarım
Tarık Ziya Ekinci, 1925’te Lice’de başlayan yaşamında, Türkiye’nin yakın tarihinin tanığı ve öznesi oldu. Öncelikle Kürtlerin tarihinin... 1940’lar ve 1950’lerin gergin atmosferinde, “Kürt uyanışı” veya “Kürt aydınlanması” denen süreci yaşadı. 1960’larda ise bir Kürt aydını olarak, bu sürecin devamının aktörlerindendi.
Yarıda Kalan Hayat
Nîv Jiyan
Yarıda Kalan Hayat, Nîv Jiyan. Orhan Doğan’ınki, sadece kendisi ve sevenleri için değil, sahiden dünya ve memleket için, yarım kalmış bir hayattı. Özellikle “Kürt Açılımı”yla hararetlenen tartışmalarda, hemen herkesin aklından geçiyor: “Keşke şimdi Orhan Doğan olsaydı...”
İsmail Beşikçi
İsmail Beşikçi, Türkiye’de “düşünce özgürlüğü” sorununun simgesidir. 1970’lerin başından bugüne dek kitaplarına, yazılarına sürekli dava açıldı, on yedi yıl hapiste yattı. İsmail Beşikçi, Türkiye’de Kürt sorununun “tabu” oluşunun da simgesidir. Kürt sorunuyla ilgili öncü çalışmaları, onun hep “mahkemelik” olmasına ve üniversitede barındırılmamasına yol açtı.
Türkiye, Yahudiler ve Holokost
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen Yahudi soykırımıyla ilgili nasıl bir politika izledi? Bu konudaki yaygın ve popüler anlatıya göre, Avrupa’daki bazı Türk diplomatlarının girişimleri, binlerce Yahudi’nin soykırımdan kurtulmasını sağlamıştı.
İktisadi Politikaları ve Uygulamalarıyla
İkinci Dünya Savaşı Türkiyesi 2. Cilt
İkinci Dünya Savaşı, sadece savaşan ülkelerin değil savaşa girmeyenlerin de ekonomisini alt üst etti. Bütün ekonomilerin savaş ekonomisine dönüşmesi, topyekûn savaşın bir gerçeğiydi. Birinci Dünya Savaşı’ndan harap çıkmış ve kalkınmaya çabalayan Türkiye, dışında durduğu bu savaştan olağanüstü etkilendi. İlhan Tekeli ve Selim İlkin, eserlerinin ikinci cildinde, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı macerasının ekonomik yanını inceliyorlar.