#ekonomi Etiketindeki Kitaplar
İslâm'ın Ekonomik Yüzleri
Müslüman toplumlarda “kâr”, “zekât”, “riba” gibi kavramlar tartışma konusu olsa da, İslâm’ın ekonomik veçhesi, sosyo-politik yönünün gölgesinde kalmış durumda. Oysa İslâm bankacılığı ve İslâm sermayesi gibi olguların 1970’li yıllardan beri, Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkenin ekonomisinde etkin bir yeri var. Ne yazık ki “ekonomik İslâmlaşma" sürecine bütünlüklü ve analitik bir yorum getiren pek az araştırmaya rastlıyoruz.
Laleli-Moskova Mekiği
Kayıtdışı Ticaret ve Cinsiyet İlişkileri
Laleli piyasası... “Panayır” havasında bir fason üretim ve pazarlama şebekesi... Rus alıcılar, bavul tüccarları... Deniz Yükseker, birçoklarının küçümseyici bir tebessümle izlediği bu “kayıtdışı” ekonomi dünyasının, hiç de küçümsenmeyecek boyutlarına dikkat çekiyor, çalışmasında. “Kayıtdışı” ticaret ilişkileri, bütün dünyada, ihmal edilemeyecek bir ekonomik ölçeğin yanısıra, yüzbinlerce insanı kapsayan bir ilişki ağını ifade ediyor.
Kapitalizmin Marksist İktisadı
1980’lerde dünyayı sarmaya başlayan neoliberal politikaların hızlandırdığı küreselleşme, günümüz toplumlarının kapitalist niteliklerini çok daha açık biçimde ortaya çıkardı. Özellikle yaşanılan krizler, kapitalizmin yeniden sorgulanmasını gündeme getiriyor.
İstanbul'da Suyun Tarihi
İstanbul eskiden bu kadar ‘talihsiz’ bir şehir değildi. Aksine, bir zamanlar su sıkıntısının ne olduğunu bilmeyen ender şehirlerden biriydi. Sorun 18. yüzyılın başlarında başladı... Başlayış o başlayış... Haydar Kazgan ve Sami Önal’ın birlikte kaleme aldıkları bu kitap, kendisi gibi geçmişine ait bilgi ve belgelerin de kıt olduğu suyun İstanbul’daki tarihini aydınlatmayı, bu konudaki ‘kuraklığı’ gidermeyi amaçlıyor.
Bireysel Yatırımcının Rehberi
Kimbilir kaç kişinin felsefe veya sanat kariyeri, “Felsefeye Başlangıç” ya da “Resim Sanatına Giriş” türü eserlerle daha başlamadan bitivermiştir. Bu kitap da bir başvuru kitabı. Ama çoğu iyi “giriş” kitapları gibi, bildiğiniz “başlangıç” kitaplarından değil.
Refah Devleti ve Kapitalizm
2000'li Yıllarda Türkiye'de Refah Devleti
Bazı düşünürler, refah devletinin kapitalizmin uzun tarihinde birkaç onyıllık döneme sıkışan geçici bir olgu olduğunu ve artık geride kaldığını ileri sürüyorlar. Bazıları ise refah devleti politikalarının biçim değiştirerek kapitalizmin uzun tarihi boyunca geçerliliklerini koruduğu kanısındalar. Refah devleti, kapitalizmin nispeten yumuşak, uzlaşmacı, ‘nezih’ olduğu döneme özgü bir istisnai oluşum muydu?
"Yav İşte Fabrikalaşak"
Anadolu Sermayesinin Oluşumu: Kayseri-Hacılar Örneği
Tipik bir kapitalistleşme ve modernleşme hikâyesi bu. Hırsla “hatta hınçla” çalışan pratik ve pragmatik bir kapitalist tipinin hikâyesi... Bir girişimci iştahının hikâyesi… Moda tabirlerin düşündürdüğü türden “kendine mahsus” bir hikâye değil.
Toambapiklerde Ekonomi
Gerçekçi Bir Masal
İktisat bilimi ille her zaman asık suratlı olacak diye bir kural yok ya! Laurent Cordonnier, Toambapiklerde Ekonomi adlı kitabında, iktisadın belli başlı fenomenlerini kurgusal bir ada topluluğu üzerinden hikâye ederek anlatmayı deniyor.
Kapitalizm Ahlaki midir?
Zamanımızın Kimi Gülünçlükleri ve Zorbalıkları Üzerine
Kapitalizm ahlaki midir? Kapitalizmin insanın insana yapabilecekleri konusunda özgürleştirici bir tarafı olduğu düşünülürse, bu potansiyeli kısıtlayıcı bir işlevi olan ahlakla çeliştiği varsayılır. Öyle midir hakikaten? Marksist bir geçmişi olan Fransız filozof André Comte-Sponville, üniversitelerde düzenlenen konferanslarda yaptığı konuşmaları topladığı bu kitapta, biraz da kışkırtıcı bir üslupla, kapitalizmin ahlaklı bir ekonomik sistem olup olmadığını tartışıyor.
Erken Cumhuriyet Döneminde
Ekonominin Türkleştirilmesi
Erken Cumhuriyet döneminde iktisadi alanın “milli” olana açılması, “yerli” sermaye birikiminin sağlanması ve iş yaşamının “homojenleştirilmesi” gibi uygulamalar bugüne kadar birbirinden ayrı süreçler olarak ele alındı. Murat Koraltürk, Ekonominin Türkleştirilmesi’nde “milli iktisat” başlığı altında ve yalnızca yeni ulus-devletin iktisaden güçlenmesine yönelik politikalar şeklinde tartışılan bu süreçleri bir bütün olarak inceliyor. Sermayenin, işgücünün ve mesleklerin Türkleştirilmesine yönelik girişim ve uygulamaları örneklerle ortaya koyarken, “ekonominin Türkleştirilmesi”ne giden yolun nasıl hazırladığını kapsamlı bir biçimde tartışıyor.
Filler ve Çimenler
Medya ve Finans Sektöründe Doğan/Anti-Doğan Savaşı
Türkiye medyası, 2001 krizi ile birlikte önemli bir kabuk değişimi yaşadı, yaşıyor. Medya sektörüne egemen olan gruplar saflaştılar, daha doğrusu cepheleştiler. Birbirlerini, “medyayı silah, gazetecileri de tetikçi” olarak kullanmakla kıyasıya eleştirdiler. Medya dünyası ve daha birçok gözlemci bunu medya sektöründe bir cepheleşme gibi anladı, yorumladı.
Sosyal Güvensizlik
Hukuk devleti ya da sosyal devlet, bir eşitler topluluğunun oluşumuna katkıda bulunmalı aslında. Böylece herkesin bağımsız bir birey olarak tanınıp, işsizlik, yaşlılık, hastalık, iş kazası gibi durumlar karşısında “günvenlik içerisinde” olması sağlanmalı! Robert Castel bu kitapta, sivil ve toplumsal sözleşmenin tehlike altında olduğunu anlatıyor.
Uzak Akrabalar
Uzak Akrabalar, faşist-totaliter rejimlerle liberal-demokratik rejimleri aynı kaba koymaksızın, 1930’lardaki şaşırtıcı ortak noktalarını gösteriyor bize: Topyekûn savaşa ayarlanmış toplum ve ekonomi düzeni; kitleleri “avcunun içine almaya” dönük propaganda teknikleri; lider kültü; dev ekonomik projeler; anıtsallığa olan düşkünlük; kır-kent, bahçe-şehir idilleri ve toprağa dönüş mitolojileri…
O Gün
Doğu’daki kırsal kalkınma çalışmalarına hâkim olan mantığı, Kavar’daki deneyiminden hareketle sorguluyor Nurcan Baysal: “Kim ‘kalkındıracak’? Niye biz ‘kalkındıranız’? Kim demiş masada yemek yemenin daha iyi olduğunu? Ya kalkınma adına yaşamın çeşitliliğini yok edersek? Kim tanımlamış yoksulluğu? Kim kime göre yoksul? Kalkınma adına mı döşeniyor bu otobanlar? Kalkınmayı nasıl insanileştirecektik? Adalet ve eşitlik olmadan kalkınma olur mu? Dili, kimliği ve kültürü görmeyen bir kalkınma olur mu? Onurlu yaşam hakkı kalkınmanın neresinde? Eşitsizlikleri göz ardı eden bir kalkınma neye yarar?”
Çözüm: Kültür Turizmi
Turizm ve Kültür Politikaları
Turizm, özellikle son elli yıldır Türkiye ekonomisinin önemli girdilerinden birisi olarak değerlendiriliyor. Doğal ve tarihî güzellikleriyle Türkiye’nin turizmde dünyanın önde gelen ülkeleri içinde olduğu söylenip duruyor. Peki turizm istatistikleri gerçekleri yansıtıyor mu?
Geçici Bir Hoşgörü Modeli: Cemaatler ve Kozmopolit Kimlik
İskenderiye 1860-1960
Tarihin ana ırmağı büyük şehirlerin vadisinden akar. Bu akışın uygarlık dediğimiz birikimleriyle örülen büyük şehirlerin çevre ve hayat dokusunda dünyanın, insanlık durumlarının her değişimi bir öncekiyle örtüşür ve bize bir tarih içinde, onunla birlikte oluştuğumuzu anlatır.
Piyasanın İdaresi
Neoliberalizm ve Bağımsız Düzenleyici Kurumların Anatomisi
“Yanlış mı yaptık bilmiyorum. Ama Türkiye’de, çok fazla özerk kuruluş kuruldu. Devlet içinde; fakat devletten daha yetkili bazı kuruluşlar kuruldu. Onlara söz geçiremiyoruz... devletin etkinliğini yeniden demokratik kurallar içinde işler hale getirmemiz gerektiği düşüncesindeyim.” Bülent Ecevit, 200
Dünyanın Zenginliği, Ulusların Fakirliği
‘Küreselleşme’, bugün pek çok şeyi açıklamakta kullandığımız anahtar bir kavram. Birçok farklı olguyu bu kavramla açıklıyor, bir sürü olumsuz gelişmenin müsebbibi sayıyoruz; Seattle ve Washington’daki protesto gösterilerini destekliyoruz. Bizim için küreselleşme, zengin ülkelerdeki fakirliğin ve fakir ülke halklarının daha da fakirleşmesinin nedeni...Peki gerçekten tüm sıkıntılarımızın sorumluluğu küreselleşmede mi? Daniel Cohen, birçok dile çevrilen bu kitabında sorumluluğun küreselleşmede değil “yeni sanayi devrimi”nde olduğunu iddia ediyor.
100 Göstergede
Kriz ve Yoksullaşma
Türkiye toplumu, biri Kasım 2000’de, diğeri Şubat 2001’de yaşadığı iki ekonomik şokla, tarihinin en derin ekonomik krizine girdi. İkinci Dünya Savaşı’nın karne yıllarını bile geride bırakan bir derinlikteydi kriz. İktisadi krizin alevi, anında siyasi, kültürel, sosyal alanlara sıçradı ve topyekün bir kriz yaşandı. Krizin faturası gerçekten ağırdı. Ama zaten büyük uçurumlar barındıran toplumumuzda, bu krizin faturası da hiç adil paylaşılmadı.
Yuppieler, Prensler ve Bizim Kuşak
Dünyada ve Türkiye’de “başarı ve kazanma”nın, paranın, “business”in, statünün, kariyerin “yükselen değer” oluşuyla ortaya çıkan ve bu gidişatın simgesi olan Yup-pieler... Yuppieliğin, Yup- pielerden daha zenginleri de daha yoksulları da saran “havası”... Yuppielerin hası ve bürokrasideki koçbaşı olarak “Prensler”.
Neoliberalizmin Gerçek 100’ü
Özelleştirme, yönetişim, Formula 1, Dubai, özel güvenlik, seks ticareti, dev alışveriş merkezleri, cep telefonu, rating kuruluşları… Neoliberalizmin “ruhu”, sloganları ve simgeleri, son zamanlarda bütün dünyada –galiba özellikle de Türkiye’de!–, neredeyse din gibi kabul gördü. Yalnızca ekonomik iktidar sahipleri değil, ekonomik güce özenen genç kuşaklar da, neoliberalizmin şık sloganlarının, imajlarının, cazibeli metalarının, kudretli şirketlerinin, şanlı markalarının çekimine kapılmış durumdalar.
Evliya Çelebi Diyarbekir'de
Farklı uzmanlık alanlarından beş yazarın ortak çalışmasıyla hazırlanan bu kitap, Evliya Çelebi’nin Diyarbekir üzerine yazdıklarını inceleyerek yepyeni bulgular ortaya koyuyor. Kitapta, her şeyden önce, Evliya Çelebi hakkında öteden beri tekrarlanan önyargıların nasıl oluştuğu üzerinde duruluyor. Evliya Çelebi Diyarbekir’de, Evliya Çelebi’nin yalnızca hoş ve eğlenceli hikâyeler anlatan, eseri abartılarla dolu, güvenilmez bir yazar olduğu yolundaki efsaneyi yıkıyor.
Kalkınma İktisadı
Yükselişi ve Gerilemesi
Kalkınma İktisadı, 1940'lardan 80'lere kadar sadece iktisatçıların değil, "dünya meseleleri" üzerine düşünen hemen herkesin ilgi odağıydı. Özellikle "azgelişmiş" ülkelerde, yani Üçüncü Dünya'da 21. yüzyıla yaklaşırken bu konu kenara itilmiş görünüyor. Oysa Üçüncü Dünyalıların sorunları derinleşerek sürüyor. Dünya nüfusunun yüzde 75'ini oluşturan bu ülkelerin gelişme sorunlarını dert eden iktisatçıların da nesli tükenmiş değil, neyse ki...
Ekonomide Hızlı Büyüme ve Balon
Dünya Ekonomisinde ABD'nin Yeri
Kapitalist döngünün iniş çıkışlarından bağımsız olduğu varsayılan “Yeni Ekonomi” 1990’larda baş döndürücü bir büyüme vaadi yaratırken, ABD’nin imza attığı başarıların ileride yaşanacak büyük krizleri tetikleyeceğini tahmin edenler yanılmadı. Yine de, bugün bile o dönemi bir başarı öyküsünün zorlu başlangıç devresi olarak yorumlayanların sayısı az değil.