Dünya Edebiyatı
Herzog
20. yüzyılın birey üzerindeki yıkıcılığını ele alan Herzog, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Saul Bellow’un başyapıtı olarak kabul ediliyor.
Günü Yaşa
Günü Yaşa, modern bireyin fay hatlarını sergileyen, çarpıcı bir anlatı.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir... Her biri benim ancak kenarında dolaştığım bir sınırı aşmıştır... Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan hayatının araştırılmasıdır.
Yaşam Başka Yerde
Günümüzün en önemli edebiyatçılarından birinin bir anlamda en kişisel romanı. Yaşam Başka Yerde’nin başkişisi olan “şair” aracılığıyla Kundera, dünyayla, ”yazı” ile ilişki kurmanın sorunları üzerine eğiliyor, çağdaşlarından, yakınlarından “yazı” dolayısıyla ayrılmanın çilelerini konu ediyor.
Son Yarış
Spor Öyküleri
Son Yarış’ta, kâh son maçına çıkan bir boksörün çaresizliğine, kâh centilmenliği yüzünden spor kariyerine devam edemeyen bir futbolcunun hazin öyküsüne, kâh tesadüfen yolu bir futbol maçına düşen kahramanın şahit olduğu beklenmedik seyirci profillerine tanık olacaksınız.
Dışa Yolculuk
Annesini küçük yaşta kaybeden, halalarının gözetiminde büyüyen Rachel Vinrace, amcası Richard ve ona “nasıl yaşayacağını” öğreten yengesi Helen’ın eşliğinde, babasına ait Euphrosyne gemisiyle Güney Amerika yolculuğuna çıktığında yirmi dört yaşındadır. Kapalı bir çevrede yetişen Rachel, son derece duyarlı ve sorgulayıcı bir kişiliğe sahiptir.
Rua, Dam, Vale
“Bütün romanlarımın en şenliklisi, şu hergelenin cingözüdür. Karmaşık ve esritici oluşunu ne sürgün, ne yokluk, ne özlem etkiledi. 1927 yazında Pomeranya Körfezi’nin kumsallarında yaratıldı, ertesi kış Berlin’de kuruldu ve orada, 1928 yazında tamamlandıktan sonra ekim başlarında, sürgün Rusların yayımevi ‘Slovo’ tarafından Korol’, Dama, Valet adıyla yayımlandı.
Kusursuz Kadınlar
Barbara Pym, kimilerince, 20. yüzyılın en ihmal edilmiş yazarlarından biri; Kusursuz Kadınlar’ın başkişisi Mildred Lathbury de, yine 20. yüzyılın en iyi işlenmiş roman tiplerinden biri olarak değerlendiriliyor. Evet, Mildred 1950’lerin İngiltere`sinde kırkına merdiven dayamış, hiç evlenmemiş, alt-orta sınıftan bir rahip kızı.
Ömer Paşa
Avusturya ordusunda yetişmiş, İslam'ı sonradan kabul etmiş Lika'lı bir Hıristiyan olan Ömer Paşa, bilgisi, becerisi, liyakatiyle padişahın ordusunda en üst rütbeye kadar yükselmişti. Travnik'in sivil valisi konumundaki vezire hesap vermiyor, ne kadar zaman kalacağını, nerede ikamet edeceğini kimseye sormuyordu.
Laura'nın Aslı
Kocam da, diye cevapladı kız, yazardır- yani, bir bakıma. Şişman adamlar karılarını döver denir, adam da karısını kâğıtlarını karıştırırken yakalayınca adamakıllı kızgın görünmüştü. Mermer bir kağıt ağırlığını indirdiği gibi bu narin beyaz eli (çırpınır gibi bir hareketle küçük elini gösteriyor) ezecek gibi yapmıştı.
Belirsizlikler Aynası
Karşı Anılar
Karşı Anılar 20. yüzyılı şekillendiren büyük tarihsel olayların birçoğuna ya aktif olarak katılmış ya da yakından tanık olmuş bir büyük yazarın, André Malraux’nun bu arka plan eşliğinde yaptığı bir çağ muhasebesi olarak okunmalıdır öncelikle. Son derece renkli, derinlikli bir politik pratik ve entelektüel hayatın kazandırdığı bilgi, deneyim zenginliği ve olgunlukla, çarpıcı anılarla harmanlanmış bir sorunun, “20. yüzyıl neydi?” sorusunun cevabını arıyor burada.
Oryantalist
Tuhaf ve Tehlike Dolu Bir Hayatın Aydınlanan Sırrı
Lev Nussimbaum, geçen yüzyılın hemen başında, kozmopolit Bakü’de doğdu. Babası zengin bir petrolcü, annesi ise komünist sempatizanı ve eylemcisi olan Lev, aldığı iyi eğitimden çok serüven romanlarıyla ruhunu besleyen yalnız ve hayalperest bir çocuktu. Ekim Devrimi, kendisinin ve ailesinin hayatını altüst etti. Ömrü boyunca komünistlerden nefret edecek olan genç Yahudi, çok sevdiği ancak giderek tekinsiz ve yaşanmaz bir yer haline gelen Bakü’yü ve Kafkasya’yı babasıyla birlikte terk etmek zorunda kaldı
Tutanak
Le Clézio, Tutanak’ta “dünyanın yeni bir hikayesi”ni anlatıyor. Önünde, arkasında, sağında, solunda modernizmle yaşayan insanın hikayesini. Romanın “kahramanı” Adam Pollo, uyum’u kovalarken, iç dünyasında uzun sarsıntılar yaşar ve Le Clézio’nun telaşlı ama doğal yazısı, tüm bu sarsıntıları sismografik bir aygıt gibi kaydeder...
Altın Balık
“Ey balık, küçük balık, kendine dikkat et! Dünyada seni yakalamak üzere atılmış o kadar çok olta ve ağ var ki.” Altın Balık, altı yaşındayken kaçırılan ve Kuzey Afrika’ya getirilip Lalla Asma’ya satılan Leyla’nın, doğduğu topraklara geri dönmesinin hikâyesi.
Santrforun Rüyası
Kendi Futbol Tarihim
1967-68 sezonunda şeytanın yattığı yeri bilen, şike ve üçkâğıtçılığın her türlüsüne hazır bir Bulgar oyuncu penaltı noktasında hidayete erdi. Daha sonra Ortodoks Rila Manastırı’nın ikinci papazına bunu şöyle anlatacaktı: maçın ortasında tam da her iki ayağıyla rakip kalecinin göğsüne sıçramak üzereyken baş melek Cebrail görünmüştü.
Lizbon´un Son Kabalacısı
Genç Berekiah, dayısının yaptığı son “Hagada”daki resimlerin yardımıyla katili bulmaya çalışırken sonu Konstantiniye’de bitecek bir yola girer. Entrika ve gizemle örülü bu yolda en büyük yardımcısı, Mağripli genç bir Müslüman olan Farid’dir. Yayımlandığı yıl büyük ilgi gören Lizbon’un Son Kabalacısı, gizemli kitaplar, elyazması metinler, dinî resimler arasında iz süren, polisiye tadında bir Ortaçağ serüveni.
Yanlış
Totaliter bir rejimin iki Gizli Servis ajanı, tutukladıkları şüpheliyi başkente sorguya götürmek için yola çıkarlar. Yolculuk başladığında, Merkez tarafından tüm detayları dikkatle hazırlanmış Plan da işlemeye başlar. Bundan böyle ajanlar resmî görevliler değil, "insan" rolüne bürünmüş birer dosttur. Tutuklunun suçunu itiraf etmesi artık an meselesidir.
Ayrılmak
“68 kuşağı” ve civarının sıkça paylaştığı bir yaşantının, sönen bir aşkın ve ayrılmanın hikayesi. “Günün birinde elinizi tutmaz olur...” Ayrılmakla -hele “erkek” olarak- başetme uğraşının seyir defteri. “Onu anlamaya çalışmak...” Kaçınılmaz sonun sindirilmesi. “Sadece gerçek bir kopuş insanı olgunlaştırabilir."
Prozac Toplumu
Prozac, ABD’den tüm dünyaya yayılarak milyonlarca insanın sığınağı olmuş bir “antidepresan”... Wurtzel, Prozac Toplumu’nda, çocukluğundan üniversite yıllarına, depresyonla yaşadığı birlikteliği anlatıyor. Parçalanmış bir ailenin harika çocuğu, ilk aşklar, hayalkırıklıkları, başarılarla çöküşlerin içiçe geçtiği günler, terapistler, diğer ilaçlar ve Prozac'lı hayat...
Sürgün, Göç ve Ölüm
ÇAĞDAŞ KÜRT EDEBİYATINDAN SEÇME HİKÂYELER
Kürtler, modernleşmeyi çift katlı bir dayatma olarak yaşamak zorunda kalmış halklardan biridir. O nedenle de bu süreci geleneksel toplum ve hayatın kurum, değer ve ilişkilerinin çöküşü, yenilerin doğuş ve yerleşme sancıları ile yaşanmış bir toplumsal-kültürel tarih olarak değil, isyanlar, iskân ve ilticalarla yüklü bir siyasal tarihin ağırlığı altında yaşadılar.
Meleklerin Uğramadığı Yer
Meleklerin Uğramadığı Yer, her şeyden önce, bizlere ciddi bir çağrıda bulunan toplumsal bir komedidir; bizi ne tür risklerle karşı karşıya olursak olalım hayata müdahil olmaya davet eden, hayata seyirci kalmaktan daha kötü, daha tehlikeli hiçbir şey olamayacağını hatırlatan bir komedi. FRANK MALONEY
Altın
Peter Greenaway... ressam yönetmen, yazar, küratör... ama bütün bu alanlarda sıradışı yapıtlar veren bir sanatçı. Daha çok bir sanatçı-düşünür. 7 Mayıs 1945’te İkinci Dünya Savaşının resmen sona ermesinden iki gün önce, Kuzey İtalya’da Avusturya ve İsviçre sınırı yakınlarında beyaz bir ata çarpan siyah bir Mercedes... arka koltukta bulunan 92 külçe altın...Sakinleri doğru dürüst spagetti pişirmeyi bir türlü beceremeyen bir kent.
Ka
Gökyüzü ansızın bir kartalın karanlığına gömüldü. Menekşe rengine çalan parlak kara tüyleri, bulutlar ve yeryüzü arasında hareketli bir perde oluşturmuştu. Pençelerine asılı duran, korkudan kaskatı kesilmiş devasa fil ve kaplumbağayla birlikte, dorukları sıyırıp geçiyordu.
Yeryüzündeki Amor
Huzursuzluk, Albert’in öteden beri yaşadığı en temel duygudur. Bebekliğinde bile rahat bir uykunun gevşekliğini veya anne sütünün tatlı rehavetini tatmamıştır. Rahatsız ve mütereddit ruhu, kalabalıklara karışmasına izin vermez; genç adam yaşamı uzaktan izlemeye razı olur. Bu sıkıntılı durum, yakıcı güzelliğiyle Albert’in aklını başından alacak İtalyan dilberi Elena'yla değişecektir.