Anı
Nazê, Bir "Göçüş" Öyküsü
"Lâllar, işaretle konuşur. Sağırlar, duymadan konuşur. Körler, görmeden konuşur. Kadınlar, ağıtlarla konuşur..." Bir göç hikayesi: Kürt aşiretlerinin, Irak-İran-Türkiye arasında, oradan oraya göçleri; göçte savrulanlar hayatlar... Nazê'nin anlatısını ve hayatını İrfan Aktan, maharetli röportajcılığıyla kuşatıyor.
Pişman Değilim
Yazları Büyükada´da, Caddebostan ve Suadiye plajlarında, kışları Erenköy´deki köşkte, Kadıköy´de, Moda´da geçen mutlu bir çocukluk. Fethi Okyar´ın ve İsmet Paşa´nın özel kalem müdürlüğünü yapan babanın aileyi götürdüğü Ankara´da, genç Cumhuriyet´in yüksek bürokratlarının ailevi ilişkilerine yakından tanıklıklar. İsmet Paşa´yla, dönemin ileri gelen devlet adamlarıyla dostluklarla geçen rüya gibi günler, güzel bir evlilik.
Henek
Henek, sadece bir anı kitabı değil. Roman tadında mizahi bir anlatı ve neşeli bir Diyarbakır güzellemesi. Berat Beran bize kendisini, ailesini ve yakın çevresini anlatırken öyle esprili bir dil kullanıyor ki, külfetli şehir yaşamının, yoksulluğun, ataerkilliğin, merkezin dışına itilmişliğin, umarsızlığın acılaştırdığı hayatı iyimserlikle resmediyor.
Geçtiğim Günlerden
Cumhuriyet tarihinin, daima hararetli tartışmaların konusu olmuş kişilerinden Hasan Ali Yücel’in kitabına yazdığı önsözde Can Yücel şunları söylüyor: “Yakınlarının hitabıyla Hasan Ali’nin çocukluk anılarından derlenmiş bu kitapçık, bütün tefrika dağınıklığına rağmen, tarihî bir boyutu içeriyor.
Kum Saatini İzlerken
Nermin Abadan-Unat Viyana’da doğar, Türkiye’ye ve Türkçe’ye uzak bir çocukluk geçirir, ergenlik çağında özgür seçimiyle baba ülkesine gelir. Bu özgür seçim, “Cumhuriyet kadını” Unat’ı İzmir-İstanbul-Ankara üzerinden gazeteciliğe, akademisyenliğe, Mülkiye’ye, senatörlüğe taşıyacaktır.
Geri Vites Hayatlar
Leyla Ağaçkoparan, “64 model” bir kadın. Türkiye’nin ilk kadın ağır vasıta şoförü. Yirmi yıllık meslek hayatında ambulanstan otobüse, TIR’dan tankere, çekiciden çöp kamyonuna kadar akla gelebilecek her tür motorlu aracı kullanmış. Mazot kokusu, yağlı-karalı üstüpü, tamirhaneler ve arabalar artık onun vazgeçilmezi olmuş.
Osmanlı Arnavutluk'undan Anılar (1885-1912)
Avlonyalı ailesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllar boyunca Arnavutluk'taki egemenliğini sürdürmek için 'işbirliği' yaptığı büyük ailelerden biri. 19. yüzyılda bir isyanın da başını çekmiş, buna rağmen imparatorluğun çöküşüne kadar hem yerel hükümranlığını sürdürmüş hem de Osmanlı'ya yönetici kadrolar vermeye devam etmişti – en üst düzeyde, 1903-1908 arasında sadrazam olan Avlonyalı Mehmet Ferit Paşa'ya kadar... Avlonyalı Ekrem Bey'in anlatısı, 19.-20. yüzyıl dönümünde sosyal hayata ve törelere ilişkin zengin ayrıntılarıyla, Arnavutluk’a dair bir nevi amatör etnografik gözlem niteliği de taşıyor.
Bir Zamanlar Kırklareli'de Yahudiler Yaşardı...
Kırklarelili Adato Ailesi'nin Öyküsü
Erol Haker bu araştırmasıyla hem bir ailenin hayatını hem de artık çok uzak bir geçmişte kalan bir yaşam tarzını gözlerimizin önüne seriyor. Yazar, aile mensuplarıyla yapılan mülakatlar üzerinden, beş kuşak boyunca Kırklareli’de yaşamış olan Adato ailesinin öyküsünü anlatıyor.
Canip Yıldırım'la Söyleşi
Hevsel Bahçesinde Bir Dut Ağacı
Canip Yıldırım’ın hayat öyküsü, Cumhuriyet’ten bu yana Kürtlerin ve Türklerin yaşadığı tüm dönemlerin de çok canlı bir tanıklığı: İttihat Terakki dönemi, Ermeni katliamı, Cumhuriyet’in kuruluş yılları, Şeyh Sait hareketi, Ağrı Dağı isyanı, Dersim katliamı, tek parti dönemi, DP dönemi, 492lar davası yılları, 1960 askeri cuntası, TiP, KDP ve DDKO dönemleri, 12 Mart 1971 askeri cuntası.
Mahallemizdeki Ermeniler
Türkiye Ermenilerinin 20. yüzyıldaki serencamıyla ilgili son yıllarda birçok kitap çıktı. Ermenilerin tehcir öncesindeki ve sonrasındaki yaşantılarıyla ilgili yayımlanan monografiler, uzun süre toplumsal ayrıcalıklardan yararlanmış seçkin zümrelerin, şehirli (İstanbullu) toplulukların tecrübelerinde yoğunlaştı.
Halkın Polisi
Pol-Der Anıları
“Bir grev, boykot veya gecekondu sözü geçince, akla hemen ‘polis’ gelir olmuştur. Çünkü egemen sınıflara sırtını dayamış olan politik çevreler, polisi, bu sınıfların yararına ‘yasal maşa’ gibi, daha genel bir ifade ile, halkı halka karşı kullanagelmişlerdir. (…)"
Seyir Defterine Yazılmayanlar
Bu Çetin Akın fenomeniyle internette tanıştık. Bizim Türk Dış Politikası kitabını okumuş, övüyor sağ olsun, fikirler yürütüyor. Bir öğrendim ki, İzmirli bir uzun yol kaptanı imiş! Bu kadar birikim, hayret doğrusu. Mektuplaşma devam ederken, bir gün, tanımadığım adamın birinden bir e-posta geldi. Ardından bir daha, bir daha.
Başkent Gölgesinde İstanbul
“Ahmet İsvan’ın bu kitabı, aslında iki kitap. Bir kere, bir roman: “Ütopya” dediğimiz ulaşılamaz şeyin bal gibi ulaşılabilir, gerçekleştirilebilir olduğunun romanı. İstanbul gibi zıvanadan çoktan çıkmış bir metropolün; dürüstlük, adalet ve hukuku elden bırakmadan bal gibi yönetilebileceğini, yönetildiğini anlatıyor bu roman.
Adı Anaydı...
Daha önce yayımladığımız Mahallemizdeki Ermeniler isimli kitabında bir Anadolu kasabasındaki Ermenileri anlatan İsmail Arıkan, bu defa kalemini aynı yıllarda ve aynı yerlerdeki Türklerin hayatlarına çeviriyor.
Mimarlık Sevgilim
Cumhuriyet´in ilk yılları... Orta Anadolu, savaş sonrasında İstanbul, yatılı oluk günleri, sonrası İtalya´da mimarlık eğitimi... Ve yüzyılın karmaşık ikinci yarısında Ankara... Farklı ortamlarda çelişkili olaylar yaşadı ve anlatmak istedi. Mimarlıkta projeci eylemini seçti, aynı konuda yazdı.
Kör Uçuş
“1939 Nisan’ının ilk günleriydi. İki ayı aşkın bir süredir yattığım Cerrahpaşa Hastanesi’nden taburcu olmuş, annemin kolunda çıkıyordum. Ne var ki, bu çıkış hastaneye gelirken geride bıraktığım yaşantıma dönüş değildi. Allahaısmarladık bile diyemeden ayrıldığım sınıfıma, kitaplarıma, defterlerime ve de aydınlığa geri dönmüyordum.
Hevriz Ağacı
Bir Kürt aydınının yaşam hikâyesi, Hêvriz Ağacı... Modern zamanların vaadleri gitgide şekle şemale bürünürken, geleneksel ilişkilerin baskısının hâlâ hüküm sürdüğü 1950’li, ‘60’lı yıllar. Şıhla öğretmen, kaç-göçle gizli flört arasında... Hep yeni heyecanlar, hep yeni hayretler... Büyüyen hayaller... Ve “Doğu mitingleri”: “Kimliğiyle” tanışma...“’68 zamanı”nda üniversitede Kürt olmak... Talebe haylazlıkları ve siyasal mücadeleler içinde kurulan güçlü dostluklar.
Tahtakuşlar'dan Paris'e
Köy Enstitüleri, Cumhuriyet’i köylerle bütünleştirmeye ve onları modernleşen ülkenin hızından kopartmamaya dönük bir projeydi. Siyasi bir tercihle açıldı ve yine siyasi tercihlerle kapatıldı. Yazıya dökülmüş pek çok Enstitü anısı var. İnsanlar yaşadıklarını yazıya geçirmek konusunda daha eli açık davrandıkları sürece de olmaya devam edecek.
Ardımdaki Yıllar
“Ardımda kalan yıllar, Türkiye’de demokrasi, hürriyet, insan hakları ve sosyal adalet için sürekli bir savaş veren iki insanla, annem ve babam, Sabiha ve Zekeriya Sertel’le beraber geçti. Polis devletinin baskısı yüzünden, onlarla beraber 1950’de yurtdışına çıkmak zorunda kaldıktan sonra, Doğu ve Batı Avrupa’nın değişik ülkelerinde yaşadım, değişik üniversitelerde okudum, değişik sosyal rejimler, yaşantılar gördüm. Kısacası çok gezdim, çok gördüm, gördüklerim üzerinde düşündüm.”
Dün, Bugün
Tatyana Moran bir asra yaklaşan ömrü boyunca pek çok olaya şahit oluyor, pek çok önemli insanla tanışıyor. Kırım’dan İstanbul’a mavnalarla gelen bir Rus ailesinin en büyük kızı olan Tatyana Moran, 6-7 Eylül Olayları, 1 Mayıs 1977 ve Aydınlar Dilekçesi gibi Türkiye yakın tarihinin önemli olaylarına şahit oluyor; Füreya Koral, Mina Urgan, Halide Edip,Ahmet Hamdi Tanpınar, Aziz Nesin, Haldun Taner, Murat Sarıca ve Server Tanilli gibi Türkiye entelektüel tarihinin önemli figürleriyle birarada bulunuyor.
Balat'tan Bat-Yam'a
Balat'tan Bat-Yam'a kadar uzanan kâh mutlu kâh hüzünlü bir yaşam öyküsü... Bir Yahudi ailenin çocuğu olarak 1916 yılında Hasköy'de dünyaya gelen ve yıllarca yaşadığı İstanbul'dan çok sevdiği Suadiye semtine benzettiği için Bat-Yam'a göç eden Eli Şaul'un ilginç günlüğü.
Kaf Dağı'nın Ötesi
Lütfü Köselioğlu, yitip gitmekte olan –vallahi “korunmaya alınması” gereken!- bir insan türünü temsil ediyor: “Dürüst bürokrat.” Ve yine nesli tükenen bir başka insan türünü: Karşısına gelen insanları çektirttiği filmlere bakarak değil yüzlerine, hallerine bakarak değerlendiren, elinde ne imkân varsa onunla sağaltmaya çalışan bir “hekim”.
Son Vapuru Kaçıranlar
Sait Hurşid’in hatıraları, Osmanlı’nın o büyük coğrafyasının parçalanışında, dört bir yana savrulanların değişik perspektiflerden anlattıkları “mare nostrum” hikâyelerinden birisi. Ama galiba, öznesi şimdiye değin okuduğumuz “mare nostrum” hikâyelerinden biraz farklı. Alıştığımız hikâyeler, kuşaklardır yaşadığı Anadolu’da birden yabancı ve azınlık durumuna düşen gayrımüslimlerin trajedileriyle ilgili.
Mazi Cenneti 1
Yeraldığı bütün meclislerde sohbetlerin ilgi odağı olan, sıkı sıkıya kavradığı çantasında hep günışığına çıkmamış birtakım belgeler saklayan, memleketimizin “şüera ve üdeba taifesinin” yaşantılarını en ince ayrıntılarına kadar bilen Taha Toros, yaşayan kuşakların sadece isimlerini hatırlayabildiği pek çok özgün simayı esprili diliyle karşımıza getiriyor.