Bu sayıda...

Bu sayıda...



Dergide nicedir ihmal ettiğimiz siyasal-toplumsal düşünce tarihi incelemelerindeki açığımızı kapatma yönünde, elinizdeki “Türk Muhafazakârlığı” sayısıyla bir adım atmış oluyoruz. Önümüzdeki yıl, “Türkiye’de Sol Düşünce” konulu bir sayıyla bu uğraşı sürdüreceğiz.
Muhafazakârlık, siyaset yapılarının, siyasetin haritasının, siyasal geleneklerin, siyasal söylemlerin anlaşılmasında çok verimli olabilecek bir kavram. Kavramı harc-ı âlem kullanımıyla salt tepkisel bir direnç saymayıp ve sağın bir alâmet-i farikası olarak kaydetmekle yetinmeyip, tarihsel bağlamlardaki özgül tezahürleriyle incelediğimizde, kuvvetli ve kalıcı bir etkiye sahip olduğunu görebiliriz. İlk eldeki çağrışımlarının aksine, değişen, kendini yeniden üretebilen, ve `dizginlemeye’, ılımlılaştırmaya çalıştığı modernizmin ayrılmaz parçası haline gelebildiğini gördüğümüz bir tutum, muhafazakârlık. Bir program değil, bir tutum. Bu muğlak özelliği, onu bazen farkedilmez, ayrıştırılmaz, ama aynı zamanda da altedilmez kılabiliyor.
Dergide muhafazakârlıkla ilgili kavramsal-kuramsal bir tartışma, daha çok Ahmet Çiğdem, Tanıl Bora ve Süleyman Seyfi Öğün’ün yazılarında yeralmakta. Ahmet Çiğdem, bünyevî bir muğlaklığı olan muhafazakârlığın, kendi temel kavramlarını, değerlerini araçsal bir işlevsellikle nasıl bizzat değişime uğrattığını gösteriyor. Muhafazakârlığın çelişkisi ve hem de avantajı olan bu eklemleme yeteneği, bu kendine özgü politika tarzının, ona atfedilen (ve kendi kendine atfettiği) tarihsel rolün sınırlarını aşmasını da açıklıyor. Tanıl Bora, yazısının ilk kısmında, keza muhafazakârlığın değişim dinamiğinin altını çiziyor. Batı dünyasında kapitalist modernleşmenin seyrine koşut biçimde ne gibi ideolojik eklemlenmeler geçirdiğini göstererek muhafazakârlığın değişimini aktarıyor. Süleyman Seyfi Öğün ise, Peyami Safa hakkındaki yorumlarıyla içiçe geçen teorik taramasında, muhafazakârlığın bünyevi diyebileceğimiz özelliklerini serimlemeye çalışıyor. Özellikle, Bora’nın da değindiği, muhafazakârlığın geleneklere ve dine hem sarılan hem de mesafeli ve düzenleyici yaklaşan tutumuyla ilgili vurgusu önemli, Öğün’ün. Keza “aklı selim” ve “ölçülülük” kaygısının muhafazakârlıktaki ağırlıklı yerine dikkat çekmesi de...
Türk muhafazakârlığıyla ilgili değerlendirmelere gelecek olursak, hem konuya değişik yaklaşım denemeleri hem de çeşitli örneklerin, figürlerin kullanımı sonucu zengin bir malzeme üretildiğini söyleyebiliriz. Özellikle Nâzım İrem’in titiz çalışması, Cumhuriyetin erken dönemindeki muhafazakâr aydınların düşünce evreniyle ilgili bir ilk müracaat kaynağı niteliğinde. (Bu makale, geniş kaynakçasıyla, Ahmet Ağaoğlu, İsmail H. Baltacıoğlu, Peyami Safa, Hilmi Ziya Ülken ve Mustafa Şekip Tunç’un makaleleriyle ilgili bir bibliyografya hizmeti de sunmuş oluyor.) İrem, Türk modernleşmesiyle ilgili standart eserlerde muhafazakârlığın kısıtlı değerlendiriliş biçimini sorguladıktan sonra; 1920’li ve 1930’lu yılların “gelenekçi-muhafazakâr” olarak tanımladığı aydınların, pekâlâ Kemalizmin bir başka yorumu olarak değerlendirilebilecek bir fikri çerçeve geliştirdiklerini ileri sürüyor. Dolayısıyla, alabildiğine etraflı biçimde örneklediği muhafazakâr düşünüşü, Cumhuriyet ideolojisinin kurucu bileşenleri arasında kabul etmek gerektiğini savunuyor.
Tanıl Bora’nın yazısının ikinci kısmı, Türk muhafazakârlığı içindeki ayrımları, farklılıkları saptamaya hasredilmiş. Kimi düşünce adamlarını örnek alarak, Türk muhafazakârlığında beş “yol izi” saptanabileceğini teklif ediyor: Kültürel muhafazakârlık; muhafazakârlık olarak İslâmcılık; milliyetçi-muhafazakârlık; muhafazakâr devrim; muhafazakâr-liberallik. Yazı, bu tasnif çabası yanında, İ.H. Baltacıoğlu, P. Safa, H.S. Tanrıöver, Yahya Kemal ve izleyicileri, Nurettin Topçu, A.F. Başgil örneklerinde, Türk muhafazakâr düşünüşünün özellikleri hakkında serbestçe bir deneme özelliği de taşıyor.
Ahmet Çiğdem’in Türk muhafazakârlığına ilişkin tahlili, onu yenileşme ve modernleşme süreçlerinin kendisinden ziyade kavramsallaştırılma biçimlerine bir tepki olarak anlayabileceğimiz vurgusuyla işe başlıyor. Türk muhafazakâr düşünüşünün “politik iktidarsızlık” dönemi ile sonraki “kültürel saldırganlık” eğilimi arasındaki kırılma ve içerik farkına dikkat çekiyor. Bu temel tespitler çerçevesinde Çiğdem, Türk muhafazakârlığının kimi figürleri hakkında bazı ipuçları vermekle yetiniyor.
Dosyayı Peyami Safa ve Ahmet Ağaoğlu üstüne iki monografi tamamlıyor. Süleyman S. Öğün’ün uzun incelemesi, Peyami Safa’nın düşünce dünyası hakkında tatminkâr bir tablo çizdiği gibi, Türk muhafazakârlığının saikleri, hassasiyet noktaları ve tıkanıklıkları hakkında çarpıcı gözlemlerle dolu. Öğün, P. Safa’nın uzun erimli düşünsel etkisine rağmen özlemlerinin boşa çıkmasından hareketle, Türk muhafazakârlığının (aslında genel olarak muhafazakârlığın) maddi hayatla başetmedeki ‘dayanıksızlığını’ belirliyor. Simten Coşar’ın Ahmet Ağaoğlu üstüne incelemesi ise, Cumhuriyetin inşa döneminde liberal söylem ile devletçi-muhafazakâr söylem arasındaki sarkaca dikkat çekiyor.
İslâmcılığın milliyetçilikle eklemlenmesi ve milliyetçi-muhafazakârlık, Türk muhafazakârlığının, Tanıl Bora’nın yazısında incelemediği ama etkili konumunu vurguladığı bir kolu. Milliyetçi-muhafazakâr söylemin incelenmesinde mutlaka hesaba katılması gereken birisi, şüphesiz Necip Fazıl Kısakürek olurdu. Elisabeth Özdalga’nın yazısı, Necip Fazıl’a muhafazakârlık bağlamında bakıyor olmasa da, konusunun dosyamızla akrabalığı nedeniyle İletişi/Değini bölümünde yerini aldı. Keza Hakkı Uyar’ın Kadro ve Ülkü dergilerinin Kemalizmlerini kıyaslayan tetkiki, zımnen, Cumhuriyetin ideolojisinin muhafazakâr veçhesiyle ilgili ‘hatırlatmalar’ yapıyor.
İletişi/Değini bölümünde ayrıca, bizim için bilhassa değerli olan türden bir yazı yer almakta: daha önceki sayılarımızdan birinde (72. sayımızda) yayımlanmış bir makaleyle ilgili bir eleştiri. Levent Tezcan, hermenötiğin (yorumsamacılık) müktesebatına dayanarak, E. Fuat Keyman’ın “Kemalizmi aşma” perspektifini yöntemsel-kuramsal ve siyasal etik açısından eleştiriyor. Kemalizmin, modern Türkiye’deki siyasal çatışma kalıpları/geleneği üzerindeki belirleyici etkisi nedeniyle bir hamlede, kolayca “aşılamayacağını” gösterdikten sonra; onun, çok sorgulanan ideolojik yüklemlerinden öte, demokratik-siyasal bir ulus kurma imkânının dili olarak ‘hesaba katılması’ gerektiğini anlatıyor. Tezcan’ın katkısının, Kemalizmle ilgili klişeleşme eğilimi gösteren tartışmaya taze bir soluk getirmesini umuyoruz.
Bu yılın son Toplum ve Bilim sayısı (75./Kış 1997), feminist kuramı konu alacak. 1998’in ilk (76/Bahar) sayısının belirli bir odağı yok. 77, 78 ve 79. sayıların konuları ise: Türkiye Ekonomisi, Türkiye’de Sol Düşünce, Sanat/Edebiyat Kuramı.


 DÜZELTME
    Toplum ve Bilim’in 73. (Yaz 1997) sayısında Bülent Diken’in “Melezlik ve sosyal teori” başlıklı makalesinde bazı basım hataları olmuştur.
•    “Hibrid” kelimesi, yanlışlıkla “hidrid” olarak yeralmıştır.
•    s. 76’daki diyagramda Levinas’ın “ethics of kindness” terimi “duyarsızlık ahlâkı” olarak yeralmıştır. Doğrusu, “körlüğün ahlâkı” olacaktır.
•    s. 95’te alttan ikinci paragraf Derrida’dan alıntıdır.
•    s. 100’deki ilk paragraf Schmidt’ten alıntıdır.