Tarih
30 Sene Evvel İstanbul
1900'lü Yılların Başlarında Şehir Hayatı
Bir İstanbul âşığı olan Sermet Muhtar Alus, eski İstanbul hayatını bütün ayrıntılarıyla yazdığı eserlerinde kaybolup giden bu şehrin insanlarını, cadde ve sokaklarını, binalarını, köşk ve yalılarını, mesire ve bayram yerlerini, geleneklerini, tiyatrolarını, eğlencelerini anlatır. Paşalar, bürokratlar, hekimler, ressamlar, sanatçılar, esnaflar, semt sakinleri, tulûatçılar, kantocular, mollalar,öğretmenler, kibar beyefendiler, kabadayılar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Çingeneler...
Doğmamış Bir Devletin Tarihi
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti
Elinizdeki kitap, Kıbrıs’ta neden bir ortak devlet kurulamadığının tarihsel ve siyasi nedenlerini ele alıp, sorguluyor. 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin arkasında bir siyasi iradenin olmaması, devletin uzun soluklu olamayışına yol açtı. Ortak devlet kurma yönündeki bu irade eksikliği, 2004 yılında bir kez daha baskın çıktı. Dış koşullar uygun olduğu halde "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti"nin doğması mümkün olmadı.
Ermenilerin Devletleşme Sınavı
Bağımsızlıktan Bugüne Ermeni Siyasi Düşünüşü
Elinizdeki kitap, Ermenistan´ın bağımsızlığını kazanmasından bugüne, Ermeni dünyasındaki siyasi gelişmeleri ve fikirleri inceliyor.Libaridian, Ermeni siyasetinde iki temel grup saptıyor: bir yanda `büyük devlet hayalleri kuran milliyetçi ideologlar, öte yanda Ermenistan´ın bütün komsularıyla -özellikle Türkiye´yle- ilişkilerinin normalleştirmesine yönelik ılımlı ve pragmatik politikaları savunanlar...
İki Turan
Macaristan ve Türkiye'de Turancılık
Turancılık, 19./20. yüzyıl dönümünün PanSlavizm ve PanCermenizm gibi romantik ‘pan’-milliyetçi akımlarından birisi. Bu akımın ilginç bir yanı, iki ayrı ülkedeki milliyetçiliğin inşa sürecinde ortaya çıkmış, iki ayrı milliyetçi ideolojinin özlemlerini yansıtmış olması: Bir Macar Turancılığı var, bir de Türk Turancılığı! İki akım da, milliyetçiliğin ırkçı kanadının bileşenleri arasında. Macarlığın ve Türklüğün köklerini, ve yeniden ihyâsı arzulanan altın çağını, Turan’da aramışlar: coğrafyayla hayalin birbirine karıştığı o uzak ülkede... Nizam Önen’in araştırması, Macaristan’da ve Türkiye’de Turancı ideolojinin, Birinci Dünya Savaşı öncesinde ve iki dünya savaşı arasındaki iki canlı döneminde aldığı biçimleri ele alıyor.
Camondolar
Bir Hanedanın Çöküşü
Camondolar, Osmanlı Yahudi cemaatinin en kalabalık kısmını oluşturan Sefaradlar’dan, yani İspanyol Yahudileri’nden. Abraham Salomon Camondo, İstanbul maliyecilerinin sarraflıktan modern bankacılığa geçmelerine önayak olmuş, Yahudi cemaatiyle Bâbıâli arasındaki ilşkilerde de önemli bir rol oynamış, Galata’nın 19. yüzyıl boyunca modern bir finans merkezine dönüşmesine öncülük etmiştir.
Mekteb-i Hümayûn
Osmanlı İmparatorluğu'nun Son Döneminde İslâm, Devlet ve Eğitim
İkinci Abdülhamit’in uzun hükümdarlığı pek çok veçhesiyle tarih araştırmalarına konu olmuştur. İmparatorluğun çözülmesinden önceki bu son siyasi istikrar çağı, Batı kaynaklı yeniliklere; ekonomik, kültürel ve siyasi hamlelere reaksiyon gösterilen bir dönemdir. Mekteb-i Hümayûn, bu reaksiyonu Abdülhamit dönemi orta öğretimi üzerinden inceliyor.
İstanbul'dan Sayfalar
İstanbul’u, kenar mahallelerinden surlarına, kahvelerinden kütüphanelerine, mezarlıklarından meyhanelerine gezmiş, tanımış bir “İstanbulsever”den hem araştırma hem sohbet... Babıali’den aydın portreleri, Beyoğlu’nda Venedik Sarayı, Fransız Devrimi’yle İstanbul’un ilişkisi, Gümüşsuyu-Taksim hattından son yüzyılın panoraması; İlber Ortaylı’nın gözünden, az bilinen bir İstanbul.
Türkiye'de din eğitimi ve
İmam Hatipler
Türkiye’de eğitim, özellikle din eğitimi sorunu, Batılılaşma serüveninin başladığı dönemden bugüne hep en önemli tartışma konularından, siyasal ve kültürel hegemonya kurma mücadelesinin temel unsurlarından biri oldu. 28 Şubat süreci bu tartışmanın zirveye ulaştığı bir dönemdi. Mehmet Ali Gökaçtı, Türkiye’de Din Eğitimi ve İmam Hatipler’de bu konuyu tarihsel bir perspektifle Osmanlı’dan bugüne Türkiye’nin modernleşme süreci çerçevesinde inceliyor.
Timur'un Vaha Kenti: Bir İmparatorluğun ve Bir Rönesansın Kalbi
Semerkand 1400-1500
Tarihin ana ırmağı büyük şehirlerin vadisinden akar. Bu akışın uygarlık dediğimiz birikimleriyle örülen büyük şehirlerin çevre ve hayat dokusunda dünyanın, insanlık durumlarının her değişimi bir öncekiyle örtüşür ve bize bir tarih içinde, onunla birlikte oluştuğumuzu anlatır.
Nerde O Eski Mahpushaneler!
Aynı yatağı paylaşmak zorunda olduğunuz mahkûm, uyku sırasında bacağıyla sizin üzerinize abanırsa ne yaparsınız? Ya burnunu uzun uzun temizlediği parmağını çarşafa silerse? Ya bütün gün her yerde dolaştığı, helaya girip çıktığı çıplak ayağını yıkamadan yatağa girerse? Gündüz vakti herkeslerle birlikte dalga geçtiğiniz akıldan noksan bir mahkûmun, gene bir dalga geçilmek olayının ardından, gece uykuda adam öldürmekten buraya düştüğünü öğrenirseniz ne yaparsınız?
Türk Devrimi ve İstikbali
Türkiye’nin toplumsal ve siyasal değişim tarihinde ihmal edilmeyecek önemde bir olaydır 1908 Devrimi. Bu devrim, ilk aylarında, Osmanlı İmparatorluğu’nun çoketnili yapısıyla yaşamaya devam edebileceği ümidini de yaratmıştı. Elinizdeki kitap, sonradan boşa çıkan bu ümidin o sıralar nasıl güçlü bir ihtimal olarak algılanabildiğine tanıklık ediyor.
İstanbul'un Son Sürgünleri
Türk ve Müslüman olmayan uyruklarına karşı ‘özel’ devlet politikasının çarpıcı bir örneği. Kıbrıs sorununda gerginliğin artması karşısında, kendini aslen “İstanbullu” hisseden bir azınlık topluluğunun “diplomatik koz” olarak ‘değerlendirilişi’. İstanbul Rumlarının bakiyesi olan küçük cemaatin 40 bin ferdinin bir çırpıda sınırdışı edilişinin trajik hikayesi.
Osmanlı İmparatorluğu'nda
Alman Nüfuzu
İlber Ortaylı, yarı-sömürgecilik sisteminin ilk mimarı olarak nitelendirdiği Almanya’nın, 20. yüzyılın başında, çöküş süreciyle dağılma süreci arasında bir yerlerde seyreden Osmanlı İmparatorluğu’yla kurduğu ilişkileri, yarattığı nüfuz alanını, tarihin yeterince ele alınmamış konuları arasında sayıyor.
Girit'ten İstanbul'a Bahaettin Rahmi Bediz
Bahaettin Rahmi Bediz, bir dönem Türk Tarih Kurumu'nda birlikte çalıştığı Cumhuriyet tarihinin ilk arkeologlarından biri olan Prof. Dr. Hâmit Zübeyr koşay'ın da dediği gibi, her şeyden önce bir "insan-ı kâmil"dir... Girit'te tanıştığı fotoğraf sanatına olan aşkı ve tutkusu, zaman zaman hayatını idame ettirmek için başka işler yapsa da, onu hiç terk etmedi.
Antik Çağda Bağ ve Şarap
Antik Çağ’da Bağ ve Şarap, bir içecek olarak gündelik hayatın her gün daha fazla içine yerleşen, sosyal alışkanlıkları etkileyen şarabın bir anlamda çocukluk dönemini anlatır. Bağ ve şarap sanatının bugün ulaştığı noktanın arkasında binlerce yıllık bir birikim vardır ve Avrupa’nın modern bağcıları ve şarap üreticileri bu birikimin varlığını “şarap ve bağ tarihçileri” vasıtasıyla bilirler.
İşte Eseriniz!..
100 Göstergede Kuruluştan Çöküşe Türkiye Ekonomisi
Türkiye, 80 yıllık Cumhuriyet tarihinde, inişli çıkışlı bir süreç yaşadı. Belli anları, durakları, dönemleri, alt-dönemleri, kırılma noktaları ve kavşakları var bu sürecin. Ama kabaca, bu 80 yılı, “1980 öncesi / 1980 sonrası” diye ayırmak gerekli. Milâdın 1980 olması, başta ekonomik, ama onunla beraber politik ve kültürel gerekçelere dayanıyor. Toplumsal alanımızın hangi ögesini araştırırsanız araştırın, 1980 öncesi ile 1980 sonrası arasındaki fark kendini belli eder.
Kutsal Savaşlar Tarihi
Savaş, bilinen, güncelliğini hiç yitirmeyen, ama ne yazık ki gerektiği kadar işlenmeyen bir konudur. Bu kitap savaşsız bir dünya zorunluluğu üzerinde durarak, şiddeti ve savaşı doğrulayan her tür ideolojik boyunduruktan kurtulmuş bir düşünce yapısının dinginliği ve huzuru içinde “savaş” ideolojilerinin temellerini irdeliyor.
Majestelerinin Konsolosları
İngiliz Belgeleriyle Osmanlı İmparatorluğu'ndaki İngiliz Konsolosları (1580-1900)
Uygur Kocabaşoğlu, Majestelerinin Konsolosları’nda 16. yüzyıldan başlayarak Osmanlı İmparatorluğu’nda yerleşikleşen İngiliz konsolosluk faaliyetinin tarihini anlatıyor. Levant’ta etkinleşmeye başlayan İngiliz ticaretinin sadece bu alanla sınırlı kalmayıp 19. yüzyılda nasıl yeniden şekillendiğini; siyasi, iktisadi ve kültürel denetim mekanizmalarının Osmanlı’daki İngiliz kordiplomatik manevralarında nasıl kullanıldığını araştırıyor.
İslâm'la Bir Yaşam
“Dar kafalı ulema tarafından kâfir ilan edilen ama çok derin bir imanı olan bu insanın, Ebu Zeyd’in kaderi, bazen Ortaçağ’ın dindar Müslümanlarının -ama aynı zamanda Hıristiyan dindarlarının da- kaderini hatırlatıyor.” Annemarie Schimmel Yaşayan önemli İslâm düşünürleri arasında sayılan Ebu Zeyd, ülkesi Mısır’da radikal ve fundamentalist İslâmcı hareketin baskılarına uğradı.
Şehrin Zulası
Ankara Kalesi
Tanpınar’ın söyleyişiyle, “bir iç kale, bütün ümitlerin kendisinde toplandığı son sığınak”tır. Ankara Kalesi, Ankara’da “şehir ruhu”nun kurtarılabileceği yerdir; şehrin zulasıdır… Ankara Kalesi hakkında, tıpkı kalenin kendisi gibi dağınık, karmaşa içinde bir kitap, elinizdeki! Boy boy, çeşit çeşit yazılardan oluşuyor.
Sevgili Fidel
Hayatım, Aşkım, İhanetim
Marita Lorenz’in hayatı, nefes kesici bir macera romanını andırıyor: Bergen-Belsen Nazi Toplama Kampı’nda geçirilen azap dolu günler, savaş, tecavüz, CIA ajanlığı, mafya, yağmur ormanlarında tutsaklık... Akıllara durgunluk veren bu hatıraları okurken, cesur ama yaralı bir kadın-çocuğu tanıyoruz. Aynı zamanda da, onun gözünden, kendini “Ben Küba’yım,” diye tanımlayan Castro’nun insani hallerine tanık oluyoruz.
Hilal ve Yıldız
İki Dünya Arasında Türkiye
`Stephen Kinzer dört yıl Türkiye´de yaşadıktan sonra bu parlak kitapla bize dışarıdan nasıl gözüktüğümüzü sevgi ve anlayışla gösteriyor. Bu çok rahat okunan kitap Türkiye´yi, imkânlarını ve dertlerini yeniden düşünmek, tartışmak için iyi bir fırsat...` Orhan Pamuk
Topraksızlar
Brezilya'da Topraksız Köylü Hareketi: MST
Metin’in, bu kitapla sağladığı katkı, MST mücadelelerinin ve zaferlerinin ilerici derslerini Türkiye soluna taşımak açısından kilit bir önem taşıyor. James Petras Dünyanın öteki ucunda Avrupa kıtası kadar kocaman bir ülke Brezilya... Ama Üçüncü Dünyalılıktan, IMF’zedelikten ve kesif bir fukaralıktan akraba yaşadığımız coğrafyaya. Neo-liberalizm bütün vahşetiyle Brezilya tarımına ve köylülerine saldırıyor on yıllardır.
Nâzım'ın Macar Toprağı
Sovyetler Birliği’nden Macaristan’a yaptığı geziler, Nâzım Hikmet için bir ferahlama fırsatı olmuştu her zaman. Hem “Macar Toprağı”nı çok sevmiş, sanki biraz “memleket havası” bulmuştu; 1955’te bir radyo mülakatında şöyle diyordu: “Macar insanları benim insanlarıma daha benziyor. Onun için Macaristan’a geldiğim zaman, biraz da memleketimin güzelliğini, hayırlı günlerini görür gibi oluyorum.”