Politika/Siyaset
Hep Muhalif Olmak
“Tüm teknolojik ve ekonomik gelişmelere karşın, ayrıcalık ve hiyerarşilere dayalı, baskı mekanizmalarıyla korunan insan ilişkileri biçimlerinin sonu gelmedi, sadece yeni biçimler aldı. Hep muhalif olmalıyız, çünkü insan onuruna yakışan, ayrıcalıklar, hiyerarşiler ve bunları korumak için kaçınılmaz olarak kurulan ve korunan, her türden baskı sistemlerinden, onların yerküreyi talan eden siyasetlerinden yana olmak değil."
Mısır'ın Sömürgeleştirilmesi
Mısır’ın Sömürgeleştirilmesi, son yıllarda sosyal bilimler alanında en çok ilgi gören kitaplardan biri. Bunda, Timothy Mitchell’ın, Avrupa’nın 19. yüzyıl Mısır’ı üzerindeki kolonyal nüfuzunu yeniden okurken, Michel Foucault, Jacques Derrida ve Martin Heidegger’in kuramlarını yetkin bir şekilde kullanması önemli bir rol oynuyor. Mitchell, Mısır’ın sömürgeleştirilmesi üzerinden modern iktidar ve bilgi biçimlerinin kullandıkları yöntemleri ve dayandıkları metafiziği inceliyor.
1980'lerden 90'lara Türkiye ve Starları
Cilalı İmaj Devri
Türkiye’nin 1980’lerdeki toplumsal değişiminin gündelik hayatta ve popüler kültürde hakim kıldığı değerlerin, mitosların tahlili; “yaldızların” kazınması. Toplumsal adaletsizliğin aldığı yeni boyutlarla, “yeniliklerin” takdiminde sergilenen marifetlerle “günümüz”ü temsil eden şöhretler. Kozanoğlu’nun kitabı, haklı olarak, “Türkiye’nin ne hale geldiği” üzerine kafa yoranların ciddiye aldığı ve sayesinde eğlendiği kitaplardan biri oldu.
Devletin Rantı Deniz...
Türkiye´de devletin çok büyük (çok çok büyük!) ölçekte gayrimenkulünün bulunduğu ve bu gayrimenkullerin büyük çaplı (çok büyük çaplı!) bir kayırma, zenginleştirme / zenginleştirme kaynağı olduğu biliniyor. Her vatandaşın doğal olarak bildiği bir tür hayat bilgisi bu. Devletin Rantı Deniz... bu doğal ama `soyut` bilgiyi somutluyor. Emekli Sayıştay Denetçisi Ali İhsan Saner devlete ait gayrimenkullerin nasıl yağma edildiğini açık seçik örneklerle ortaya koyuyor: arsa arsa, pafta pafta, ada ada...
Hemşehrilik ve Şehirde Siyaset
Keçiören Örneği
Yerel siyaset: “Büyük” “ulusal” siyasetin gölgesinde kalan ama milyonlarca insanın gündelik hayatına nüfuz eden bir ilişki ağı… Şehirlerdeki, kasabalardaki bu ilişki ağı, o “büyük” siyasetin de kılcal damarlarını oluşturuyor. Ayça Kurtoğlu bu kitapta, büyük şehir ortamında siyasetin nasıl “işlediğini” inceliyor, Ankara-Keçiören örneğinde.
12 Yıl Sonra 12 Eylül
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük “katastrof”u 12 Eylül’dür. Peki, 12 Eylül’ü hak ettik mi? Önce, Türkiye toplumu böyle bir darbeyi daha kolay sindirebilecek bir ruh haline girmişti. Bunun altında, tohumları yetmişlerin politik ortamında atılmış derin bir siyasî hayal kırıklığı yatıyor. Sıradan yurttaş, Kenan Evren’in şahsında nihayet kendi gibi düşünen bir önder bulmuştu.
Türkiye'nin Mafyası
Türkiye’nin Mafyası, ülkenin tarihine milat gibi düşen malûm Susurluk kazasından bu yana gündemin –maalesef hâlâ- başında oturan o meş’um konuya yurtdışından ‘ithal’ bir katkı. Gerçi pek ithal sayılmasa gerek, çünkü bu çalışmaya imza atanlardan biri Türk. Yayımlandığı Hollanda’da büyük ilgi gören Türkiye’nin Mafyası, Utrech Üniversitesi Kriminoloji Kriminoloji Kürsüsü profesörlerinden Frank Bovenkerk ile yine aynı üniversitede öğretim görevlisi olan Dr. Yücel Yeşilgöz tarafından kaleme alındı.
Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek
Bir dünya görüşünün çeşitli basamakları var. “Aslolan dünyayı dönüştürmektir.” gibi bir ilkeyi -ve bu dönüşümün yönünü belirleyen ilkeleri- bu basamakların en üstüne koyuyorum. Marx, sömürü ile birlikte tahakküm ve hegemonyanın ortadan kalktığı, insanların eşit ve özgür olduğu bir toplumu ve onun nasıl kurulabileceğini araştırmış bir düşünür. Dünya Marx’tan bu yana çok önemli değişimler geçirdi.
İzmir Yahudileri
19.-20. yüzyıl
İzmir Yahudileri yayınına yeni başladığımız “İzmir Dizisi”nin ilk kitabı. Paris Tıp Fakültesi’nin seçkin bir profesörü olan Henri Nahum’a ait bu titiz çalışma, II. Abdülhamit’in tahta çıkışından II. Dünya Savaşı’na kadar geçen 60 yıllık sürede bir şehri, İzmir’i ve bir dönem şehre damgasını vuran bir cemaati, Yahudi cemaatinin tarihini aydınlatıyor.
Dipsiz Medya
Medya, demokrasi sorunsalı açısından bize bir ikilem sunuyor. Bir yanda, iletişim ve bilgilenme özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmaz koşullarından birisi olduğu için, basın-yayın kuruluşları demokrasinin asli kurumları arasında yer alır. Diğer yanda ise, güçlü bir tekelleşme eğilimini içinde barındırarak, bu özgürlüklerin kullanımının çarpıtılması, kısıtlanması ve iktidar ilişkilerine alet edilmesine aktif biçimde katkıda bulunuyorlar.
Susurluk
20 Yıllık Domino Oyunu
Susurluk’taki malum kazanın ardından öylesine çok isimden söz edildi, ortaya öyle çok bilgi (ve yanlış bilgi) saçıldı ki, birçok “yurttaş”ın kafası karıştı. Gazeteci Enis Berberoğlu, bu kitapta, dağınık bilgileri toparlıyor, ortaya yeni bilgiler koyuyor; adı Susurluk’la birlikte anılan resmî, yarı-resmî ve gayrıresmî aktörlerin geçmişini inceliyor; özetle, yirmi yıllık bir domino oyunun taşlarını anlamlı biçimde dizmeye çalışıyor.
Suriye'de İktidar Mücadelesi
Esad ve Baas Partisi Yönetiminde Siyaset ve Toplum
Yakın komşularımızla ilgili kitaplar yayımlamaya Richard Clogg’un Yunanistan Tarihi ile başlamıştık. Yakın coğrafyalarda yaşayan, arada sınırlar olsa da ortak ya da benzer kültürleri paylaştığımız ya da etkilendiğimiz, onlar hapşırsa bizim grip olup yataklara düşecek kadar yakın olduğumuz komşularımızla ilgili, ister yerli olsun isterse yabancı, yapılan önemli araştırmalar ve yayımlanan kitaplar ilgi alanımız içinde kalmaya devam edecek.
Kimlik Pazarlığı
Fransa ve Almanya'da Devlet ve Göçmen İlişkileri
Toplu kimliklerin oluşumunda devletlerin rolü nedir? Kültürel, etnik, dil ve din kökenli toplulukların kamu alanında görülmeye başlamaları, bu topluluklara dahil olan kişilerin kendi cemaatlerine ve ulus-devlete siyasal bağlılıkları çerçevesinde gelişiyor. Riva Kastoryano, kitabında, Fransa ve Almanya’da devletle Müslüman göçmenler arasındaki ilişkilerden hareket ederek, "ulusal modellere" dayalı çözümlemelerin sınırlarını gösteriyor. Günümüzün önemli sorularından birisi olan, kamu alanında ortaya çıkan farklılıklar, ulusal bütünlüğe dokunulmadan birbirine nasıl eklemlenir sorusunu aydınlatmaya çalışıyor.
Demiş Bulundum
Bazı gerçeklerin basitliği insanı korkutur. Fakat bu gerçekleri olanca basitliğiyle telâffuz etmezseniz onlar sonsuza kadar var kalacaklardır. Öte yandan, basit ve açık gerçekler, ‘ülke sorunları’ gibi başlıklar altında kendilerine yer bulamaz... Ben artık ulaşım politikasında karayollarına ağırlık verilmesi yüzünden demiryolu ulaşımının gelişemeyişinden falan bahsetmek istemiyorum. Şöyle demek istiyorum: Koç araba satacak diye demiryolu yapılmıyor. Çünkü hiçbir politikacı Koç’lara karşı duramaz...”
Türkler'in Din ve Hukuk Tarihi
Türkler’in Din ve Hukuk Tarihi, çeşitli yerli ve yabancı dergilerde yayımlanan makalelerle, ulusal ve uluslararası Türkoloji kongrelerinde sunulan tebliğleri biraraya getiren önemli bir derleme. Eski Türkler’in dini inançlarından İslâmiyet’e, İslamiyet yerine önerilen “milli din”den tarikatlara kadar geniş bir ilgi alanına uzanan makaleler, halk dini, İslâmî ortodoksluk ve heterodoksluk kavramlarına da ışık tutuyor.
Marie ve Marie
Konstantiniye'de Bir Mevsim 1856-1858
Kırım Savaşı’nın ertesinde İstanbul... Adları aynı ama, kişilikleri farklı iki genç kadın şehri ziyaret ederler. Fransa Sefiri’nin eşi Madam Thouvenel ile kuzini Melfort kontesi, tarihin bu çalkantılı döneminde kış aylarını Pera’da, uzun yaz günlerini ise Boğaziçi’nde, Tarabya’da geçirirler. İki kuzin kaldıkları iki yıl boyunca, Fransa’daki yakınlarına yazdıkları mektuplarda iki farklı İstanbul tasvir ederler...
Filistin Ulusal Hareketinin Kurucusu Hacı Emin El-Hüseyni
Bugün Filistinlilerin adını belki unutmasalar da hiç anmadıkları, “Filistin Ulusal Hareketi”nin kurucusu Hacı el-Hüseyni’nin ilginç biyografisi... Bütün ömrünü Filistin davasına veren Hacı Emin, genç yaşta Kudüs müftüsü seçildikten sonra, 30 yıl boyunca Filistinlilerin tartışmasız lideri olmuş, 1948’de İsrail Devleti kurulunca halkı tarafından lanetlenip, yenilginin tek sorumlusu olarak ilan edilmişti.
Oryantalizm, Hegemonya ve Kültürel Fark
“Batılı” ve “Doğulu” akademisyenlerce kaleme alınmış sekiz makaleden oluşan kitap, Müslüman kadınların peçesine ya da Kuzey Afrika’da uygulanan kadın sünnetine ilişkin Batılı yaklaşımlardan uluslararası ilişkiler kuramına, sinemadan İslamî harekete, hegemonik Batılı söylemlerin yaşadığımız dünyayı nasıl kaplayabildiğini, örtebildiğini inceliyor.
Soygunun Öteki Adı: Devlet İhalesi
“Devlet ihaleleri ve yolsuzluklar”, nicedir hayatımızın değişmez gündemlerinden birini oluşturur. Bu küçük ama önemli kitap, artık kanıksadığımız, eğer ‘küçük’se haber değeri bile olmayan yolsuzlukların “yöntemleri” üzerine bir el kitabı. Bu ilginç çalışma, herkesin bildiği vakaları sıralamıyor, “perde arkası” ifşaatlarda bulunmuyor, zaten bulunmasıda gerekmiyor.
Kadın Yurttaşın El Kitabı
• Kocanın ikametgahı karısının ikametgahı sayılır. (Md.21) • Koca aile birliğinin reisidir. Evin seçimi, karı ve çocukların uygun biçimde geçindirilmesi kocaya aittir. (Md.152) • Kadın kocasının soyadını taşır. Kadın yuvanın ortak mutluluğunu sağlamak için gücü yettiği kadar, kocasının yardımcısı ve danışmanıdır. Eve kadın bakar. (Md.153)
Romanos Diogenis
İstanbul'a Yollar Açılırken
Orta Anadolu’da doğmuş, orta ve lise öğrenimini İstanbul ve İzmir’de tamamlamış, Atina ve Almanya üniversitelerinde tarih eğitimi görmüş, Atina’da tarih hocalığı yapmış, 1900-1912 arasında Osmanlı Meclisi’nde milletvekili olarak bulunmuş, son derece ilginç bir bilim adamından, askerî, dinî, siyasî, sosyo-ekonomik yönleriyle Bizans devletinin bir dönemi; aslında İstanbul yolunun Türklere açılma süreci.
Eşref Bitlis Olayı
Komutanın Şüpheli Ölümü
Televizyonlardan tanıdığımız gazeteci Cüneyt Özdemir, ekranlarda araştırdığı Eşref Bitlis’in şüpheli ölümünü, bu kez de kitap olarak gün ışığına çıkarıyor. Kitap, tanıklara, raporlara, belgelere ve kazada ölenlerin yakınlarının ifadelerine dayanıyor. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bitlis’in kamuoyunun pek bilmediği yanları; bir aile reisi, bir baba ve bir komutan olarak tasvir ediliyor.
Üçüncü Dünya'nın Sonu mu?
Üçüncü Dünya kavramı dünyanın iki bloğa ayrıldığı günlerde doğdu, Soğuk Savaş yıllarında serpilip büyüdü, o günlerin jeopolitik durumu ve ideolojik değerleriyle gelişip olgunlaştı. 1980’lere gelindiğinde Üçüncü Dünya kavramı bir hayli yaşlanmış, eski anlamını yitirmişti; yerini günün modası “globalleşme”ye terk ediyordu.
Haçlı Seferleri
Selçuk Türkleri ile Bizanslılar arasındaki Malazgirt Savaşı’yla başlayan, 11. yüzyılın sonundan 13. yüzyılın sonuna yaklaşık ikiyüz yıllık Haçlı Seferleri ile süren, 1453’te İstanbul’un fethi ile noktalanan süreç... Doğu ile Batı, İslam dünyası ile Hıristiyan dünyası arasında Haçlı Seferleri’nden bugüne varlığını koruyan derin ve ürkütücü uçurum.