Sivastopol Öyküleri
Çeviri
Ergin Altay

ISBN
9789750519741

1. baskı - Mayıs 2016
217 sayfa
18,50 TL




Sivastopol Öyküleri

Lev Nikolayeviç Tolstoy

Sivastopol Öyküleri, Tolstoy’un Kırım Harbi’nde gördükleri ve yaşadıklarını hikâyeleştirdiği bir gençlik dönemi eseri.

Ergin Altay çevirisi,
David Mcduff’ın sonsözüyle,
Yazar ve dönem kronolojisiyle,
Kitaba dair görsellerle.

Sivastopol Öyküleri, Tolstoy’un Kırım Harbi’nde gördükleri ve yaşadıklarını hikâyeleştirdiği bir gençlik dönemi eseri. Kırım Harbi’ndeki en önemli noktalardan biri olan Sivastopol’a Tolstoy, genç bir topçu astsubayı olarak gelmiş ve savaş hakkındaki düşüncelerini şekillendiren bu cephede, aynı zamanda yazar olmaya karar vermişti. Sovremennik dergisinde 1855 yılı içinde yayımladığı üç “eskiz”de Tolstoy, savaşın insani boyutunu, maaş ve rütbe hesaplarını, cephenin gerisinde yaşananları ve tüm acıları sade bir dille, modern bir savaş muhabirinin soğukkanlılığıyla tasvir eder. Daha sonra Savaş ve Barış’ta ustalıkla döneceği savaş meydanını tüm çarpıcılığıyla anlatarak Rus halkının, aydınlarının ve çarlığın hayranlığını kazanmış, bir yazar olarak adını ilk kez duyurmuştur.


“Savaşın kaosunda barışın gerçek kaynağına ulaşmıştı; şanlı bir şekilde ayrıldığı meydanda kılıcıyla bilediği kalemi, bundan böyle kullandığı tek silahı olacaktı.”
EDWARD STEINER

Kitaptan bir bölüm okumak için tıklayın.
Kitabın Adı
Sivastopol Öyküleri
ISBN
9789750519741
Orijinal Adı
Севастопольские Рассказы
Fiyat
18,50 TL
Kapak
Franz Roubaud, “Sivastopol Savunması”, 1904
Yayın No
İletişim - 2314
Dizi No
İletişim Klasikleri - 97
Alan
Klasik Dünya Edebiyatı
Sayfa Sayısı
217 sayfa
En
130 mm
Boy
195 mm
Baskı
1. baskı - Mayıs 2016
Yazar
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Çeviren
Ergin Altay
Dizi Yayın Yönetmeni
Murat Belge
Yayına Hazırlayan
Sabri Gürses, Güneş Akkor, Emrah Serdan
Sonsöz
David McDuff
Sonsözü Çeviren
Emrah Serdan
Kapak
Suat Aysu
Uygulama
Hüsnü Abbas
Düzelti
Gülcan Adar, Nazmi Cihan Beken
Cilt
Güven Mücellit
Baskı
Sena Ofset

Lev Nikolayeviç Tolstoy

9 Eylül 1828’de Moskova yakınlarında bulunan Tula’daki Yasnaya Polyana Malikanesi’nde zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İki yaşında annesini, dokuz yaşında babasını kaybetti ve akrabaları tarafından yetiştirildi. 1844’te Kazan Üniversitesi’ne girdi fakat resmî eğitime duyduğu tepkiyle 1847’de Yasnaya Polyana’ya geri dönerek kendi kendisini yetiştirmeye karar verdi. 1852’de orduya katıldı ve burada boş zamanlarında yazmaya başladı. 1857’ye kadar Çocukluk, İlkgençlik ve Gençlik adlarında üç ciltlik otobiyografik romanını tamamladı. 1854’te Kırım Savaşı’na katılan Tolstoy, buradaki tecrübelerinden yola çıkarak Sivastopol’u kaleme aldı. 1857’de Fransa, İtalya ve İsviçre’yi kapsayan ilk Avrupa seyahatine çıktı ve eğitim kurumlarıyla ilgili bilgi topladı. Rusya’ya dönüşünde köylü çocuklar için bir okul açtı. 1859’da Aile Mutluluğu adlı romanını yazdı. 1860’ta tekrar Avrupa gezisine çıktı ve Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya’da eğitim kurumlarıyla ilgili araştırmasını derinleştirdi. Bu dönemde kendine ait ahlâk felsefesi de biçimlenmeye başlamıştı. 1862’de Sofya Andreyevna Behrs’le evlendi. 1863’te yazmaya başladığı ve başyapıtı olarak kabul edilen Savaş ve Barış’ı 1869’da tamamladı. Romanın başarısından cesaretle, 1873 ila 1877 arasında ikinci büyük romanı Anna Karenina’yı yazdı. 1880’den itibaren devlete ve kiliseye ağır eleştiriler yönelteceği kitaplar yazmaya başladı ve Tolstoyculuk düşüncesinin yapıtaşlarını oluşturdu. 1886’da İvan İlyiç’in Ölümü’nü, 1889’da Kroyçer Sonat’ı yayımladı. 1895’te Efendi ile Uşağı’nı yazdı. Aynı yıl Kilise’ye ağır eleştiriler yönelttiği son büyük romanı Diriliş’i yazmaya başladı; 1899’da yayımlanan roman, Rus Ortodoks Kilisesi’nden aforoz edilmesine sebep oldu. Son romanı Hacı Murat’ı 1896’da yazmaya başladı; 1904’te tamamlayacağı eser, ancak ölümünden sonra yayımlanacaktı. Tolstoy 1900’den sonra zamanının çoğunu din, toplum, ahlâk, sanat konularındaki görüşlerini anlatan yazılar yazmaya ayırdı. Bu dönemde, yazar kimliğinin yanı sıra ruhani ve ahlâki bir lider olarak da ün saldı. Hayatı ile fikirleri arasında tutarlılık sağlamak amacıyla, giderek daha sade bir yaşam sürmeye başladı. Önce içkiyi ve tütünü bırakıp köylüler gibi giyinmeye başladı, ardından ölümünden sonra mal varlığını köylülere bırakmaya karar verdi. Mülkiyet konusundaki radikal fikirleri nedeniyle ailesiyle, özellikle de karısıyla arası açıldı. Bu anlaşmazlık, son yıllarını gitgide artan bir psikolojik sıkıntı içinde geçirmesine sebep oldu. 1910 sonbaharında içinde bulunduğu şartlara daha fazla dayanamayarak küçük kızını ve doktorunu yanına alıp evi terk etti ve bir süre sonra, 20 Kasım’da Astapovo’da zatürreeden öldü. Cenazesi iki gün sonra, binlerce kişinin katıldığı bir törenle Yasnaya Polyana’da defnedildi.